Toplumsal Oksidasyon

Yazının başlığındaki “oksidasyon” terimini özellikle seçtim,aslında yazımın orijinalinde bu terimin yerinde “çürüme” sözcüğünü kullanmıştım. Çürüme (oksidasyon) ;besin maddelerinde çift hidrojen bağlarından birinin yerine oksijen bağlanması sonucu ortaya çıkan durum.olarak tanımlanır.

Bu bilimsel tanımlama çoğumuz için anlaşılmaz,anlaşılmadığı için de bir şey ifade etmez. Kahır ekseriyetin anlaması için bangır bangır bağırmak gerekir “çürümüş ulan bu mal” diye. Gıdalarda oluşan oksidasyonu önlemek için bilim insanları laboratuvarlarda milyar dolarlar harcayarak çalışmalar yaparlar, bu çalışmaları literatürdeki adı “raf ömrü” dür doğal bir ürünü daha uzun süre çürümeden saklamak için maddenin kimyasının ırzına geçmenin Latincesidir bu.

Son günlerde sıkça yaşadığımız ve bu sıklıktan ötürü vaka-ı adliyeden sayıldığı için infial uyandırmayan bir gıda oksidasyonu yaşıyoruz,askeri kışlalarda devlete emanet ettiğimiz vatan evlatları toplu halde besin zehirlenmesi ile hastane koridorlarına taşınıyor.

Çürümüş gıdaları,çöpe atmaya kıyamayıp askeri kışlalara,yatılı okullara,garip – güreba iftar yemeklerinde tüketmeyi kar sayma anlayışıdır bu. Çürümüş gıda malzemeleri çoğunlukla mide bulandırır, vücut ısısında artışa neden olur ve bol bol törletir bağırsakları tuvaletlere taşınırsınız ,şansınız yaver giderse iki günde iyileşip hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz.

Amma Velakin!

Toplumsal çürüme başlamış ise o zaman yandığınızın resmidir. ülkemizdeki değişik toplum tabakalarının ateşine baktığımızda gelen kötü kokular çürümenin geriye dönüşü olmayan boyutlarda olduğunun habercisidir.

Lenin, ‘eğer bir toplumda, devrim ve toplumsal değişim için koşullar olgunlaşmışsa, ama bu toplumsal değişimi gerçekleştirecek bir güç yoksa, o toplum için için çürümeye başlar’ diyerek bu durumu tanılamıştı yüz yıl öncesinden, toplumda eğitim, sağlık, ekonomik ve siyasal yaşamda binlerce sorun birikmiş ve bu sorunu çözecek güç yoksa, toplum çürümeye başlar. Yanlış sokaktan doğru adrese varılmaz,tanıyı doğru koyamazsanız tedavi olanaksızlaşır.

Edebiyattan, sanata, televizyondan gazetelere kadar toplumun derinliklerine sızmış bir çürümeyi yaşıyoruz. Eğer çürüme varsa, çürümeye neden olan, çürüten faktörler de vardır. Medya, özellikle TV, çürüten faktörlerin başında gelir. Fakat görsel medya TV, toplumu çürütürken, kendisini de çürütür.

Toplumun veya bireyin çürümesi genellikle iki şekilde kendini gösterir: Birincisi, toplum ve insan yaşamında, araçların sayısı artar, amaç olan şeylerin sayısı gitgide azalır. Alman düşünürü Horkheimer’ın dediği gibi, dünya ‘amaçlar dünyasından tümüyle bir araçlar dünyasına’ dönüşür; İkincisi, toplum veya insan kendini, anlamsız, yıpratıcı ve içi boş şeylerle uğraşarak, oyalanır.

Enerjisini, boş işlere harcar. Çürüme, ancak kapitalizmin aşılması, toplumun dönüşümü ile aşılabilir. Lafı eğip bükmeye gerek yok bu saatten sonra bu çürümenin anti oksidasyonu gerçek halk iktidarını kurmaktan geçer.

Cemil Biçer
Samsun-Çarşamba'da 1957 yılında doğmuştur. İlköğrenimini Çarşamba'da, orta öğrenimini İstanbul'da tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü'nü bitirmiştir. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış olan Biçer'in ‘‘Ülkem Avuçlarımda Saklı'' adlı yayınlanmış bir şiir kitabı bulunmaktadır. ‘‘Çarşamba Köprüsü'nde Rapsodi'' yazarın ikinci kitabıdır.

Bir cevap yazın