Siyasilerin 28 Şubat Karnesi

8 mins read

Bugünlerde ekranlar 28 Şubat ve başörtüsü tartışmalarından geçilmiyor. Ama mesele daha çok Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu özelinde siyasi bir rekabette dönüşmüş durumda ve Kılıçdaroğlu çoktan savunma pozisyonuna düşmüş bile.

Oysa Kılıçdaroğlu’nun hatalarından daha vahimdir, Tayip Erdoğan’ın bu hak gasbı üzerinden 2002’de iktidara gelmiş olmasına rağmen 2013 Gezi protestosuna kadar bu mağdur insanlar için hiçbir şey yapmamış olması. 🔗 2013’teki endişesi de vefa borcu filan değil kendisine karşı gelişen eylemin alanını daraltmaktır. Bu sorunu Gezi korkusuyla gündemine alması başlı başına bir travmatik etik sorundur. Bu zamana kadar hiç görülmüş bir şey değildir bir siyasi oluşumun doğduğu küllere karşı bu kadar gayri ahlaki davranabildiği. Bunu, kadının eğitim ve çalışma hakkı kültürel anlamda benimsedikleri bir şey değildi ancak iktidara gelebilmek için bu mağduriyeti siyasi malzeme olarak kullanmış olmaları ile açıklayamıyorsunuz. Çünkü eşi Emine Erdoğan’ın ev hanımı statüsünden ar edip kendisini türlü şirketlerin ortağı yapadurmuşlardır. Bunun dahası Emine Hanımın hayatı ile ilgili verdiği çeşitli röportajlarda, “Ben İstanbul’a taşınınca abilerimin isteği üzerine kapandım” gibi açıklamalar yaparak başörtüsünün esasında bir ideolojik anlam taşımadığını beyan etme arzusu şaşırtıcıdır. Aynı zamanda Tayyip Erdoğan’ın  kendisinin “Biz gömlek değiştirdik” gibi muhafazakar geçmişine çizgi çeken aleni beyanları da  mevcuttur.

Fatih Erbakan şöyle konuşuyor: “AK Parti, merhum Erbakan’ın manevi mirasına dayanarak iktidara geldi. 2002’de “Tayyip Bey’i Başbakan, Erbakan Hocamızı Cumhurbaşkanı yapacağız” diyerek oy topladılar. Hala daha bu mirasın nimetinden yararlanmaktalar. “Biz gömlek değiştirdik” demelerine rağmen milletimiz onlara MilliGörüş’ün devamı olduklarını zannettiği için oy vermekte. 🔗

-Reklam-

Burda ortaya çıkan şey mağdur kitleyi aklen ve irade olarak küçümseyerek  dönemin şiddet içerikli görselleri ile her seçim dönemi hipnozlayıp beyinlerini duygusal travmada tutup somut kayıplarının telafisi konusundaki külfetten kaçmayı  siyasi maharet sayan laik post-modern siyaset anlayışıyla hareket ettikleri gerçeğidir. Neden” laiklik” vurgusunu öne çıkarıyorum çünkü bu kitleye karşı gerçek anlamda hiçbir sempati duymadıkları aşikârdır.  Aksi takdirde mümkün değildir kendisini iktidara taşımış bir kitleye karşı bu kadar saygısız davranabilmesi. Ayrıca mağdurlar hak gasplarıyla ilgili doğru düzgün bir telafi yasası beklerken 2007-2008 yıllarında çıkardığı bir kanunla o dönemlerde  okuldan atılmış öğrencilere iş sahibi olup olmadıklarına dahi bakılmaksızın okudukları dönemdeki öğrenim kredilerinin borçları ödettirilmiştir. Aynı dönemlerde FETÖ mensuplarına tanınan devlet imkanları devasa niteliktedir ve herkesin bildiği üzere FETÖ 28 Şubat darbesinde mücadeleyi değil sisteme uyumu seçen gruptur. Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim diğer bir mevzu da  Fethullah Gülen’in yurtdışı okulları vekil Merve Kavakçı’yı  başörtüsünden de öte temsil ettiği zihniyet sebebiyle tahammülsüzce TBMM’den kovan Bülent Ecevit tarafından taltif edilebilmişken o günlerde Merve Kavakçı’ya refakat eden Nazlı Ilıcak, Nuray Mert gibi liberalizmin ülkenin geleneksel kültür dokusuna hoşgörü ile yaklaşan ve bu iktidara uzun süre ciddi destek vermiş olan kanaat önderleri, kendilerinden gereken saygıyı görebilmiş değildir.

Gelelim Kılıçdaroğlu’na, seçildikten sonra yaptığı ilk işlerden biri 28 Şubat darbesindeki aktif isimleri patiden bir bir uzaklaştırmak olmuştur ve dahası inançlı kesimlerle sağlıklı iletişim kurabilmek adına muhafazakarlığı ve hatta bir dönem Atatürk aleyhtarlığı ile bilinen Mehmet Bekaroğlu’nu danışmanı yapmıştır. Tutup böyle bir adama geçmiş hatalarından hesap sormaya kalkmak çok abesle iştigal olmaktadır hele de kendi karneleri yukardaki kadar vahim bir durum arz ederken.

Bu arada geçmişin hatasını hafife alabilen biri değilim üstelik modern laik bilinci benimsedikçe daha da inanılmaz bir hata olduğu düşüncesindeyim. Akıl alır bir şey değildir bu ülkede sosyoloji, siyaset bilimi veya  hukuk alanında profesör olmuş bir kadın olarak müfredatını senin belirlediğin eğitim kurumuna gelmiş, gelebilmiş başörtülü bir genci eğitim camiasının dışında tutabilmek için kapılara sırtını dayayıp kapatmaktan haz alacak cehalette olabilmek. Bu iptidai davranışlarını anlamlandırabileceğim açıklama İstanbul Üniversitesindeki bir kadın profesörün o dönem ekranlarında yaptığı bir açıklama ile geldi.  “Bakmayın onların kuğu gibi görünmelerine(..)” gibi imrenici ifade kullanması öz yaşantılarıyla barışık olmayan bir ruh hali içinde olduklarının kanıtıydı bana göre ve onca donanıma rağmen kendilerine duyamadıkları saygının hıncını saftirik öğrenciden çıkarıyorlardı. Onları bu mağdurluk psikolojisine sokan zihniyeti incelemekse ayrı bir tez konusu olur deyip burada noktalayayım diyorum.

-Reklam-

İlknur Ünsal

Tarihçi, Eğitimci, Araştırmacı Yazar, Çevirmen.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.