Çamur Krallıklarının Hazinesi

Çamura batan ayakkabılarım,  Biriktirdi bir bir  parçaları. Oluşuverdi işte çamur krallıkları… Bekliyor beni karşıda lastik ayakkabılı bir çocuğun ürkek, çekingen bakışları…

Sıcak tezek sobası alevi yandı aniden, lastik ayakkabılı çocuk şimdi ben, Çamur krallıklarında hazinem, Ne altından, ne gümüşten sıcak sobanın tezeğinden… Kutsal bir mesleğin neferleriydik ama bazen yalnız ve savunmasız hissettik kendimizi, duyuramadık birçok yere sesimizi. Kapanan köy yollarında taşıma suyla döndürmeye çalıştık değirmeni… Eleştirmek değil değiştirmek olsa da amacımız ortak noktalarımız olduğunu fark ettik: paylaşacak, konuşacak ve bizden sonraya çok şey var anlatılacak.

Her yaşamın bir var oluş sebebi vardır. Özelikle uzak bir köyde, karların kapladığı yollarda, dört gözle beklediğiniz tatilin gelmediği zamanlarda, orada işte o köylerin birinde öğretmen iseniz.

Bu benim yıldızım öğretmenim. En uzaktaki en parlak olan yıldız benim öğretmenim. Gece ben ona bakarım o bana bakar. Türkü söylerim ona, o da türkümle uykuya dalar.

Soğuk bir kış günüydü. Doğuda kış erken başlar. Kar ve beyaz ve kapanan yollar… Sıcak tezek sobası alevi parladı aniden. Soğuk, yolları kapalı bir kış gününde… Parlayan sobanın alevinde… Düşleri uzakta, memleketin hasretinde başladı dersine.

— Kış erken mi geldi çocuklar?

— Hayır, geç bile kaldı. Dediler öğrenciler.

— Neyse artık okula gelmeye başladınız.

Sınıfın gürültüsünü susturmak istedi. Çabaları pek başarı sağlamayınca masaya yumruğunu vurdu.

— Çok sesiniz geliyor. Dedi.

– Öğretmenim soba söndü ama Mustafa tezek getirmedi.

–  Tezek sırası ondaydı.

Öğretmen yerinden kalktı ve Mustafa’ya doğru yöneldi. Oğlum ne olacak şimdi dedi. Üşüyeceğiz senin yüzünden. — Mustafa kayıtsız baktı öğretmenin suratına. Ağlayarak dışarı çıktı. Öğretmen başka bir öğrenciden yan sınıftan tezek almasını istedi. Lastik ayakkabılı bir çocuk çıktı dışarı. Öğretmen Mustafa’yı çağırttı ama Mustafa yoktu.

– Nerde kalmıştık.Karadeniz Bölgesi değil mi?

– Eveeeeet

— Aranızda hiç Karadeniz de bir ile giden var mı?

Volkan: – Ben hiç deniz görmedim. Ama televizyonda görmüşlüğüm vardır.

Öğretmen : – Bildiğiniz gibi ben Karadenizliyim. Burası doğdum il Samsun. İşin ilginç

tarafı ben 19 Mayıs tarihinde Samsunda doğdum.19 Mayıs Üniversitesinden mezun oldum

 

Eda: – Bende 23 Nisan’da doğdum öğretmenim.

Ders her zamanki gibi soru cevap şeklinde ve öğretmenin anlatımıyla geçti.

Karlara basılmış ayak izlerini takip ederek yürüdü öğretmen. Arkasında havlayan köpekler. Aklında ise Mustafa’nın ağlamaklı suratını geçirerek yürüdü. Son derse kadar hep   onu   düşünmüştü.   Nereye   gitmişti   Mustafa?   Niye   tezek   getirmemişti   Mustafa? Lojmanı doğru yaklaştığında kapının önünde duran çuval şaşırttı onu. İçi tezek dolu çuval. Kapıda lastik ayakkabılı çocuk Mustafa. Kararmıştı yüzü. Ağlamaktan kızaran gözlerin içine bakan öğretmene:

– Al   burada   işte   Tezek.Ben   tezek   getirecektim.Ama   nenem   dedi   ki   bize   kalmıyor dedi.Bende komşunun tezeğini aldım. Salih Dayı’nın tezeğini onlarda çok var zenginler nasılsa.

Öğretmen: – Yaptığın hiç doğru değil Mustafa.Hem hırsızlık yaparak haklıyken haksız duruma   düştün   şimdi.  Aniden   Mustafa’nın   kanayan   ellini   gördü   öğretmen.   Beyazla kırmızının karışımı renkle domuştu avuçlarının içi Mustafa’nın. Keşke dedi öğretmen keşke yapmasaydım. Keşkelerle iki damla göz yaşı döküldü akan kanlara öğretmenin yanaklarından. Çamur ve kar suyu dolu ayakkabılarla içeri girdiler.Öğretmen kanayan ellerini temizledi Mustafa’nın. Mustafa tezek çuvalını taşırken düşmüştü.Ellerindeki kanı hissetmemişti bile. Hava kararmak üzeriydi.Mustafa’nın evi çok uzaktı.Öğretmen burada kal dedi.Sonra komşu Salih Dayı’yı aradı .Nenesi merak etmesin dedi Mustafa’yı. Önce tezek sobasının alevi yandı.Öğretmen geçmişe doğru daldı.Lastik ayakkabılı çocuk şimdi oydu.Çamur krallıklarında buzdan şatolar vardı.Kralın en büyük hazinesi ise ne altın ne gümüştü.Sıcak tezek sobası alevi yandı.Mustafa yıldızlara doğru baktı. Şöyle Dedi ‘Bu benim yıldızım öğretmenim.En uzaktaki en parlak olan.Gece ben ona bakarım o bana bakar.Türkü söylerim ona, o da türkümle uykuya dalar.’ Öğretmen şiir yazdığı defteri açtı.Her günü anlatan dizeler yazardı.O günü anlatan dizeleri şöyle yazdı.

İşte o tek yıldız.

O benim öğretmenim.

Karanlıkta her zaman parlayan

O benim yıldızım öğretmenim

Bakar dururmuş Mustafa Yanında yanık bir türküyle

Yıldız onun o yıldızın

Karanık gecenin cılız aydınlığı

Mustafa’nın yıldıza baygınlığı

Türkü tadında…

 

Cevap Yaz

Bir Yorum Yapın

X