Samsunlu Şairler ve Yazarlar: Aşık Erdemli

Okuma Süresi: 18 dk.

Kendisini ilk kez Atakum Şiir Akşamları programında sazı ve türküleriyle dinleme imkânı buldum. Gayet kibar ve nazik konuşmalarıyla ve de saygınlığı ile bende önemli bir yeri var Âşık ERDEMLİ’nin. Daha sonra birçok şiir etkinliğinde beraber olduk.  Sohbetlerle ve şiirlerle bu sohbetlerden bir abi kardeş samimiyeti ve dostluğu doğdu. Hayatını yalnız geçiren Erdemli’nin şiirlerinde bu yalnızlık her zaman hissedilir.

Kendisini bu köşede anlatmak için hakkında yazılanları ve de kendisinden dinlediklerimi buraya aktarmaya çalışacağım.

Dostum dediği Neşet ERTAŞ’la 19 Mayıs Üni. Kültür etkinliğinde beraber sahne alırlar. Orada Neşet ERTAŞ için yazdığı türküyü seslendirir Aşık ERDEMLİ.

 

Kendini ararsan gönlünde ara
Dünyayı besleyen damlasın Neşet.
Muhabbet sevdadır, sevende yara
Dünyayı besleyen damlasın Neşet.

Pir Sultan Abdal’ın yolu sendedir
Muharrem Ertaş’ın halı sendedir
Sevdanın gönülün dili sendedir
Dünyayı besleyen damlasın Neşet.

Ataş yüreğini dağladığında
Toprağı semaya bağladığında
Sevda bulutuyla ağladığında
Dünyayı besleyen damlasın Neşet.

Gönül çalkalandı geldik göz göze
Mızrapla tel ile başladın söze
Samsun’a gelişin nimettir bize
Deryayı besleyen damlasın Neşet.

Aşık Erdemliyim telin olayım
Gönüllere akan yolun olayım
İzin verir isen dalın olayım
Dünyayı besleyen damlasın Neşet.

 

19 ŞUBAT 1950 Tarihinde Ardahan ili Göle ilçesinde doğdu. Köy Enstitüsü (Kars- CİLAVUZ) mezunu Selahattin DÜLGER in oğludur.1962 yılında Akpınar İlköğretmen okuluna girdi ve 1969 yılında mezun oldu. Hakkâri ili Yüksekova ilçesi Yatılı Bölge Öğretmenliğine atandı. Okul inşaat aşamasında olduğu için Yüksekova ilçesi Beşbulak (Dara) köyü öğretmenliğine getirildi Burada Bir yıl kaldıktan sonra sürekli Samsun ilinde çalıştı. Samsun Kocatepe İlkokulu Müdür Yardımcılığından 1994 yılında emekli oldu.

Aşık ERDEMLİ hakkında çeşitli araştırmalar yaptım, ancak onu size daha iyi tanıtacağına inandığım bir söyleşiyi aynen yayınlamak istedim. Değişim-Sanat sitesinde yayınlanan, şair ve yazar Zekeriya ÇAVUŞOĞLU’nun izniyle söyleşiyi aynen yayınlıyorum.

Âşıklık Geleneği ve Samsunlu Âşık Erdemli ile Bir Söyleşi

“Oğlan doğruldu, ayağa kalktı, çalmak için kılıcının kabzasına yapıştı. Gördü ki elinde kopuzu var, ğerek” hikâyesinden alıntı yaptığımız bu küçük bölüme binlerce yıl yaşayagelmiş tanıdık söyler. Bre Kâfir, Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım, dedi: Eğer elinde kopuz olmasaydı ağam başı için seni iki parça ederdim, dedi.”

Dede Korkut Hikâyeleri, Türk ruhunun, yaşantısının, töresinin aynası gibidir. Onun her sözcüğünde kendinizi bulur, sevinir, yiğitlenir, onunla mutlu olursunuz. Dede Korkut Kitabı’nın” UşunKocaoğlu Seğrek Hikayesi’nde,halk şiiri geleneğimizin izlerini gördük. İçten bir yakınlıkla yüreğimiz kabardı, sevgi pınarları çağıldadı, hasretliğimizi giderdik.

Kopuz, yüzlerce, binlerce yıl Türk ruhunun inceliğini ve sanat zevkini Orta Asya’nın kuru bozkırlarında dile getirmiş ulusal bir çalgımızdır. Kutsal saymışızdır onu. Onu çalan kişiyi bağışlamış, kılıç vurmamışız.

Anadolu’ya gelişleri oldukça uzun yıllarını almış. Kopuzlarını da eksik etmemişler yanlarından. Kopuz daha geliştirilmiş, daha yeni düzenlemelerle biçimlendirilerek âşıklarımızın can yoldaşı olmuş, gönüllerindeki sevgi ateşini, en yakıcı yalımlarıyla dile getirmiştir. Kökü binlerce yıl öncesine giden saz ve söz geleneğimizin günümüzdeki gerçek temsilcileri âşıklardır.

Yazımızda sizlere bu geleneğimizi sürdüren tanınmış, halk âşıklarımızdan ünlü bir adı tanıtacağız. Kars ilinde doğup, çocukluğundan beri Samsun ilini kendine yurt tutmuş üstün yetenekli, bal dilli, Koç Köroğlu sesli bir aşığımız Âşık ERDEMLİ; 

-Merhaba Erdemli. yalnız mı geldin yoksa? Sarıkızı getirmedin mi?

-Sarıkız olmadan olur mu? Ben nereye o da oraya. Âşık yârinden, yâreninden ayrılır mı?
İçeride duvara astım. Gerektiğinde sözümüze, sohbetimize ortak olacak tabi. 

-Erdemli, seni öncelikle mesleğinle, yetiştiğin çevre ile aile yaşantınla tanıyalım. Daha sonra âşıklık ve şiir üzerine söyleşimizi sürdürürüz.

-Peki. Kısaca bahsedeyim.1950’de Kars’ın Göle ilçesinde doğdum. Babam ilkokul öğretmeniydi. Görevi gereği Samsun’a taşındık ve yerleştik. Altı yaşından beri de Samsun’dayım. Emekli ilkokul öğretmeniyim. İlk eşim Vasfiye Hanım da öğretmendi. Kolon kanserinden kaybettiğim Vasfiye Hanım, Savaş ve Aslı’nın annesiydi. İkinci eşim Kültür ve Turizm Bakanlığı Samsun Devlet Klâsik Türk Müziği Koro’sunda ses sanatçısı Mücellâ Hanımdır.

-Peki âşıklık geleneğine nasıl gönül verdin? Önünde sana örnek olabilecek birileri var
mıydı?

-Örnek çok yakınımdaydı. Rahmetli babam da Türkiye’nin tanınmış halk âşıklarındandı.
Âşık İNANİ. Evimizde saz söz eksik olmazdı. Bu yüzden Türkiye’nin en büyük âşıklarını evimde dinledim. Onları çok yakından tanıdım diyebilirim. Haliyle ben de o havanın içinde gerek ruhen ve gerekse biçim olarak piştim, yoğruldum. 

-Yani ilk ustan, ilk öğretmenin baban Aşık İnani.

– Evet. Yalnız bu iş, bir duygu, bir yöneliş meselesidir. Yetenek yoksa ne kadar çalışırsan çalış, ne kadar uğraşırsan uğraş bir şeyler söyleyebilmek çok zor.

– Demek ki ben illa aşık olacağım deyip sıkı bir şekilde çalışmak yeterli olmuyor.

Tabii, dedim ya bir duygu ve yöneliş meselesi. Bu duygu ve istek kaynağı sayesinde şairliğe yönelirsin. Yeteneğin varsa hedefe erersin. Yoksa çabaların bir hevesin tatmini olarak kalır, bir müddet sonra da unutur gidersin. Tanrı “İlmi isteyene, mülkü dilediğime veririm.” demiştir. Bence âşıklık yeteneğini de sonuncuya ekleyebiliriz. Yani Tanrı, âşıklık yeteneğini de dilediği kullarına vermiştir.

– Peki halk âşıklığına ve şiire ilgin ne zaman ve nasıl başladı?

– Çok küçük yaşlarda… Sarı kızla da tanışmam o zamana rastlar.(Sarı kız, âşığın bağlamasına verdiği addır.)Babamın şiirlerini ezberler sazımla dile getirmeye çalışırdım. Sarı kıza vurgunluğum derinden oldu. Onunla daha yakından tanıştıkça onu daha çok sevdim. Dertleştik, söyleştik, seviştik. O,benim duygularımın dil, yüreğimin aynası oldu. O gün bugündür el ele, diz dizeyiz.
Sarı kız benim dolmayan dünyamdır. O kadar geniş, o kadar uçsuz bucaksız ki, günlerce, aylarca derdimi döksem, sevgimi, dargınlığımı, her şeyimi ona anlatsam yine de dolmayacak bir dünyamdır o. 

– Zaten “âşık” sözcüğünde saz ve söz iç içedir. Sen istesen de “Sarı kız” senden, sen de ondan ayrı olamazsınız. Bir gün başarılı eserler verebileceğini tahmin edebiliyor muydun?

– Bu bir ekmeğin pişmesi işine benzer. Fırıncı ekmek verir, hamurun yoğurur, fırınını harlar, ekmeği nar gibi kızartır, satışa sunar. İşte bundan sonra onun görevi bitmiştir. Artık ekmeğin değerini, onu yiyen takdir edecektir.
Ben de bu işte bir fırıncı gibiyim. İçimi döker, duygularımı sazımla dile getiririm. Değer biçmek halkın işidir. Âşıklık geleneğinde başarı denen bir şey yoktur. Daha doğrusu bu iş, ucu bucağı görünmeyen bir denizce büyük ve geniştir. Biz bu denizden damlalar devşirenleriz. Şayet her damla bir başarı sayılacaksa bizim de birkaç damla suyumuz vardır tabii. Ama yine de bunun takdiri halka aittir. 

– Şiirlerini nasıl yazarsın? Ne bileyim, daha çok etkilendiğin, duygularının daha coşkun olduğu zamanlar var mı? Örneğin kimi şairler gece yarısı yataktan fırlayıp, yarı uykuyla yakaladığı dizelerini yazabilmek için güzelim uykularını feda ederlermiş…

-Benim için şiir söylemenin zamanı yoktur. Gece gündüz fark etmez. Uykuda bile söyleyip, uyandıktan sonra ardını getirdiğim şiirlerim vardır. Ben dünyaya şiir gözüyle bakarım. Duygusal bir yapım vardır. Karıncanın yürüyüşünden, kuşun uçuşundan, rüzgârın uğultusundan hisse kapar, duygulanıp şiirlerimi söylerim. Kendimi hep bir mum gibi görmüşümdür. Bu mumun, ateşlenip yanması lazım. Buna bir sebep lazım ki yansın. Görüştüğüm, şakalaştığım her kişiden bir ses duymaya çalışırım. Onun söylediği ilginç bir söz ya da hareket beni düşündürür. Ardından bir ışığın varlığını hissederim. Bu ışık bir kıvılcım olup mumu yakar. Yanan mum da etrafını ışığa boğup aydınlatır. İşte böyle, dedim ya, küçük, değişik bir dokunuşla alev alır, şiirimi söylemeye başlarım.

-Yani bu işin sence bir zamanı yok. Uykuda, uyanık, okulda, sokakta ya da evde…

-Evet.

-Okul dedim de, öğrencilerin aklıma geldi. Onlardan bahset biraz. Acaba bir halk aşığı öğretmen ile öğrencileri arasındaki uyuşum nasıl oluyor?

-Onlar yarının umududur benim için. Yarının meyve verecek çiçekleridir. Onları yetiştirirken incitmemeye bakarım. Dilersen onlara seslenişimi şiirle yapayım.

Okumak çok güzel bir iş
Oku yavrum, oku oğlum.
Mutlu olmak için çalış
Oku yavrum, oku oğlum.

İşte okul işte kitap,
Sev yurdunu vatana tap
Bugün çalış yarını yap
Oku yavrum, oku oğlum.

Eksi nerde orda artı,
Bilim dünyasında tartı,
Yaşamanın bir tek şartı
Oku yavrum, oku oğlum.

Atatürk önderin olsun,
Yaşadıkça mutlu kulsun,
İnsanlık adını duysun
Oku yavrum, oku oğlum.

Okuyanlar Ay’ı aştı,
Çıkıp uzayı dolaştı.
Bu ERDEMLİ zihnin açtı
Oku yavrum, oku oğlum.

 

-Erdemli, Halk Şairleri genellikle “ümmi” olarak, yani okuma yazması kıt, doğaçtan bir şeyler söyleyen kişiler olarak nitelenir. Sence bu düşünce ne derece doğrudur?

-Tamamen yanlış bir düşünce. Okul görmeyenlerimiz vardır, bu doğru ama aramızda belli bir eğitimden geçmiş kişilerin de varlığını yok sayamayız. Örneğin ben emekli bir öğretmenim. Yani eğitimciyim. Bunu iyi bilmek gerekir. Belli bir kültür birikimine sahip olmayan bir kişi yeteneğinin derecesi ne olursa olsun âşık olamaz. Bu kültür birikimini oluşturan bilgilerin kökeni binlerce yıl geçmişlere kadar uzanır. Bu gelenek geçmişten günümüze süzüle süzüle gelmiş, bugünkü şeklini almıştır. Bizler bu geleneğin ve kültürün sürdürücüleriyiz ve bu kültürden nasibimizi almalıyız ki başarılı olalım. Özet olarak çoğu halk aşığında mektep medrese diploması yoktur ama aşık yine de gayri resmi olan o halk kültüründen nasibini almak zorundadır.

-Seni şiirlerinde çoğu kez ninenle söyleşirken görüyoruz. Hatta bu şiirlerinden biri Konya Âşıklar Bayramında şiir dalı birincisi oldu galiba.

-Evet. Ninem de bu mumu ateşleyenlerden. Onun çalışıp didinmesine hayrandım. Öyle güzel duygular içindeydi ki çalışırken. Kutsal bir amaçtı onunkisi. Çocuklarını yetiştirip geleceğe hazırlamak için koca bir ömür vermişti. Pişman mıydı? Yoooo, pişman değildi, aksine mutluydu. Başardığı işten dolayı büyük bir haz duyuyordu. Vücudunun yıpranması, yaşlanıp çökmesi umurunda bile değildi. Zaman geçti eski hareketliliği kayboldu. Vücuduna ağrılar, sızılar peydahlandı. İşte o zaman eskileri anarak birden “HEY GİDİ GÜNLER” dediğini duyar gibi oldum. Bence o Türk kadınının sembolüydü. O konuşurken tüm çilekeş Türk anneleri konuşur gibiydi. Geçmişe dönüp baktığında çektiklerinden mutluluk duyan annelerin ruhuydu onun sözlerinde. Dilersen sözü Hatice Nineye bırakalım.

 

HEY GİDİ GÜNLER

Bu şimdiki yaşlı ben miyim dedim
Tarlayı gezerken, hey gidi günler.
O anda ömrümü bitecek sandım
İşimiz uzarken, hey gidi günler…

Herkeste bir telaş diller susardı,
İpini dolduran kalkıp asardı,
Bir ağırlık çöker uyku basardı
Tütünü dizerken, hey gidi günler…

Başıma oyalı çember sarardım,
Gençliğim var deyip kendim yorardım,
Geleceği düşler hayal kurardım
Bahçeyi kazarken, hey gidi günler…

Keviği çıkartıp yana koyardım,
Çalışmak mutluluk, huzur duyardım,
Bir yıllık ömrümü yarı sayardım
Hevengi çözerken, hey gidi günler…

Sabah seherinde kuşlar gibiydim,
Her şeye yeniden başlar gibiydim,
Sıcak bir çorbayı düşler gibiydim
Soğanı ezerken, hey gidi günler…

Tütün sandığında çullar dürüldü
Tütünün iyisi tek tek derildi,
Ellerim sarardı, dizim kırıldı
İstifi bozarken,hey gidi günler..

Umut bir türküydü öyle dilimde,
Sanki çamur mendil, ıslak belimde,
Boynum tutulurdu kazma elimde
Karığı çizerken,hey gidi günler..

Artık zaman geçti, iyice söndüm,
Hatrıma getirip geçmişe döndüm,
Böylece gençliğim bir güzel andım
ERDEMLİ yazarken, hey gidi günler…

 

-Dikkat ettim de her şiirinin bir öyküsü var gibi. Saza dokunmadan önce öykünü anlatıp ardından konu ile ilgili şiirini söylüyorsun.

—Benim her şiirimin temelinde ya ilginç bir kişi, bir söz ya da olay vardır. Hatice Ninem
“Hey gidi günler!”diye ünlendi, yukarıdaki şiiri söyledim. Eh bizde nene çok. Zarife Ninem de kendisini
Terk edip giden çobana kızmış “Bize bir hırlısı rastlamaz oğul!”diye söylenince gel de bu söze bir şiir
yazma. Sarı kız sağ olsun, o benden hevesli, dokununca tellerine aşağıdaki şiir çıkmış oldu.

NE DEMİŞTİ NENEM HATIRLADIN MI ?

Arif meclisine cahil katılmaz
Herkes kendine bey, beylik satılmaz,
Ele akıl verme belki tutulmaz,
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul.

Kayırsan huysuzu belki uslanır.
Senden uzak durur, sana seslenir.
Ne kadar uğraşsan ele yaslanır,
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul.

Kendi tırnağınla başını kaşı,
Ne ellere taş at, ne de ye taşı.
Çiğ süt emenlerin bilinmez işi,
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul.

Dökülen su geri kabına dolmaz,
Gönül kırılınca değeri kalmaz.
Sana senden iyi başka dost olmaz
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul.

Kibirli olanın üstüne varma,
Halın sormayanın halını sorma,
Boşuna uğraşıp kendini yorma,
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul.

Fazla yüze gülme dile düşersin,
Hatrın bile kalmaz yalnız yaşarsın,
Dostlar düşman olur sen de şaşarsın
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul.

İtibar etme ha saraya köşke,
ERDEMLİ inanma sevgiye aşka,
Kimseye güvenme kendinden başka,
Ne demişti nenem hatırladın mı?
Bize bir hırlısı rastlamaz oğul. 

-Evet. Sohbetin sonu galiba. Sohbeti yine bir şiirle noktalayalım. Ama benim bildiğim âşık deftere yazmaz, kitaptan okumaz. Gel bu sohbeti doğaçtan söyleyeceğin bir şiir sonuçlasın.

– Mademki istedin söz söylememi
Ben diyeyim sen yaz, yaz okusunlar.
Dert ile dokudum yaktım sinemi
Yazıyla resmini çiz okusunlar.

Beni bende tanı, özümü bozma
Ben seni bilirim derdimi kazma
Küçücük katreyim uzunca yazma
Tafsilat istemez, öz okusunlar.

ERDEMLİ halimle haddim bilirim
Ben de beni arar belki bulurum
Zamanı bilmiyom belki ölürüm
Acele etsinler, tez okusunlar. 

(Erdemli’ye teşekkür etik. Sazı Sarıkız tatlı, sözü hikmet doluydu. Tafsilat istemez dedi, sözü burada kesmek zorunda kaldık. İleride bu geleneği sürdüren diğer halk şairlerinden bahsedeceğimizi söyleyerek söyleşimizi bitirelim.)

Tüm halk şairlerinin şahsında elin, dilin dert görmesin ERDEMLİ.

(değişim-sanat.com) dan

Zekeriya ÇAVUŞOĞLU

Samsun’da yaşayan halk âşıklarından iki kişi var. Biri Âşık ERDEMLİ (Sabahattin DÜLGER) diğeri ise onun yetiştirdiği Âşık SANCAK ( Hasan SANCAK.) Aşık ERDEMLİ-Aşık SANCAK ikilisi çeşitli etkinliklerde karşılıklı atışmalar yapmışlardır. Konya âşıklar bayramında Samsunumuzu başarı ile temsil etmiştir. Ancak Samsun mülki amirleri şiire olduğu gibi âşıklık sanatına ve halk âşıklarına gerekli desteği vermemişlerdir.

Son zamanlarda Sabahattin DÜLGER hocamın şiir ve âşıklık dışında bir yönünü daha gördük, öğrendik. Yeni bir teknikle portre yapmaya başlamıştır. Bu teknikten istifade ederek Samsun kültür hayatına büyük bir hizmet yapmanın uğraşı içindedir. Elli samsunlu sanatçının portresini yapmaya başlamıştır.

Şimdi sizlere gönül sesine sarıkızı ile eşlik eden Âşık ERDEMLİ’den birkaç şiir paylaşacağımdan.

Sağlıkla kalın, mutlu kalın.

İbrahim COŞAR

 

 

BİZİM ATATÜRK

Nerden çıktı bilmem şimdi bu yarış,
Senin benim değil; bizim Atatürk.
Nedir amacınız, nereye varış,
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Biz kimiz diyorsan, Al Bayrağa sor,
Koca bir çınarız, dal yaprağa sor,
Şehitleri saran şu toprağa sor,
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Yemen ellerinde türkümüz bizim,
Anafartalar da farkımız bizim,
Çanakkale seldi çarkımız bizim,
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Koca bir destanı O’ nunla yazdık,
Yüreğe taş bastık acıyla ezdik,
Kağnıya öküzle eş olan bizdik,
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Özgürlük uğruna inlettik arşı,
Yedi düvel denen düşmana karşı.
Boşuna mı yazdık İstiklal Marşı,
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Aleme zulmeti duyuran biziz,
Vatan kurtarmaya çağıran biziz,
Ata’yı Samsun da doğuran biziz
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Amasya Sivas’ta, gör Erzurum da,
Varoluş onunla, hem de ruhumda,
Selamete erdik erdik sonunda
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Bu yurdun sahibi asildir asil,
Sahip çıkan varsa düşünsün usul,
O’nun izindeyiz bütün bir nesil
Senin benim değil; bizim Atatürk.

Prangalar kırdı geçtikçe yaşı,
Özgürlüğe ermek, hayali düşü,
Bizimle paylaştı yaptığı işi
Senin benim değil, bizim Atatürk.

Hiç bir zaman yalnız kaldı demedik,
ERDEMLİ toprağa doldu demedik,
Bizimle yaşıyor, öldü demedik
Senin benim değil; bizim Atatürk.

15 Kasım 2017- SAMSUN.

 

O ZAMAN

Bak kardeşim sözlerimi kulağına küpe et

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Aklın yolu ilim ile aydınlanır takip et

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Çalışarak, üreterek kazanarak yaşarsan

Kızılırmak, Yeşilırmak Fırat gibi coşarsan

Ayı bırak, Merih’i geç;yıldızlara koşarsan

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Kazanmanın kaybetmenin farkına da varınca

Bu vatanı kazanan biz namus ile arınca

Toprak değil ürün satıp ayakta dik durunca

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Tarih şahit oğuzlardan gelen yüce ırkız biz

Vatan namus, bayrak şeref olgusuyla farkız biz

Kürdü, lazı, çerkeziyle gürcüsüyle türküz biz

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Bizim için kurulan o tuzakları görürsek

Tuzaklardan adım adım kurtulmaya yürürsek

Bu azimle bu yürekle hep el ele verirsek

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Resim ile heykel ile geçti benim günlerim

Kendisinden kendisini anlatırsa dinlerim

Yaşayarak, yaşatarak anlatırsa anlarım

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Tarihine bak Mondros’un-Sevr’in yakındır dünü

Şahidi var Çanakkale-Sakarya ve İnönü

Bilim dersen çağdaşlığın uygarlığın tek yönü

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Bir mana var sözlerimde anlar isen derinde

Asil vekil, vekil asil olur ise yerinde

Tüm insanlık özgür artık dersen günün birinde

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Omuz verip ülkemizi her zorluktan aşırsak

Eğitimle çağdaş nesil yetiştirip devşirsek

Yurtta ve dünyada barış, uzaya da taşırsak

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Ağlanacak halimize oturup da gülmezsek

Sevgimize sahip çıkıp senli benli bölmezsek

Bir kere de olsa bile yasaları delmezsek

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

Erdemli der atam demiş ocak sönmez tütecek

Sönmeyecek bu ocağa ilim gücün katacak

Unutma ki anıt tepe yürek gibi atacak

Atatürk’üm, Atatürk’sün, Atatürk’üz o zaman.

 

 

“HEM MUZAFFER HEM DE ÖNDER OLMALI”

Liderlere şöyle bir bak ilinde,
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı..
Yüce Atatürk’ün aydın yolunda,
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

Tarihinden nasibini alırken,
Ahde vefa sadakati bilirken,
Söze sadık ikrarında dururken,
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

Zorlukların karşısında galipse,
Hem çalışkan, hem bilgili edipse,
Halkı için yönetime talipse
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

Tutarlılık olmalıdır sözünde,
Başarıyı hedeflerse özünde,
Hele bir de hemşehrinin gözünde
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

At değişmek olmaz suyu geçerken,
Engin olmak gerek yüksek uçarken,
Her kesime kucağını açarken
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

Hata yapar insan hizmet ederken,
Dememeli daha vakit çok erken
Hatasını bile kabul ederken
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

ERDEMLİ der lider olmak öz ister,
Tarih bile kaybolmayan iz ister.
Kafa dimdik alnı açık yüz ister
Hem Muzaffer hem de Önder olmalı.

 

Yanıtla

Your email address will not be published.