Geleceğin Güvenceleri

Seçim meydanlarında herkes en az üç çocuk yapsın” demek kolay.  

O kadar da kolay ki… 

Dedim!  

Siz de yapın!  

Ne masrafınız olacak ki… 

Sermayeden zararınız mı var? 

Hani köyde derler ya “ olursa olur suyu… Olmazsa çay demleriz.” 

Üç çocuk yapın. Yaptınız. Oldu. Maşallah! Allah bağışlasın. 

Devleti yönetenler teşvik eder.  

Katkıları sadece “yapın” demekten ileri gitmez. 

Bunu bilmiyorsanız, bu yaşınıza kadar öğrenemediyseniz, geçiminiz dar ise, kıt kanaat geçiniyorsanız; Bu durumda sizin için bir başka söz geçerli “ayvayı yediğinizin “resmidir.  

Artık size üç çocuk yapın diyen ne dediğini unutmasa da, senin ne ile nasıl boğuştuğunu görecek durumda değildir.  

Kendi başının çaresine de sen bakmak zorundasın. Daha ilk anlardan sonra mama, bez, sağlık, hastalık…  

Derken okul zamanı gelip çatar. Masraflar bir tek kitap değil ki “devletten aldın da bitti” diyebilesin. Defteri var. Elbisesi var. Servisi var. Diğer arkadaşlarından geri kalmaması için de beslenmesi, giyimi kuşamı var. Bunların hepsi ayrı bir yük getirir ailenin omuzlarına. 

 Yine duyulur aynı ses “en az üç çocuk değil, beş çocuk yapın.”   

Vatandaş çektiği zorlukları bir tarafta unutup, devletin başının dediğini yapmaya koyulur.  

Derken çocuk sayısı da beşe tamamlanır.  

Artık vatandaş ayvayı değil de, ayvanın ağacını da yemekle meşgul olmaya başlamıştır.  

Hani argo bir söz vardır ” kayanın hesabını…” yapacak bir hali de kalmamıştır. Aradan geçen zaman içerisinde ilk çocuk ortaokulu, liseyi okuyup,  yolu  üniversite kapısına dayanır.  

Kapısındaki bir ineği satarak oğlunu kazandığı üniversiteye kayıt eder. İş orada bitmez.  

Çocuk artık genç olmuştur. Geleceğimizin güvencesi olmak için de olanca gücüyle kendini derslerine verip, hem kendisini kurtaracak, hem de ailesini kurtarabilmek için olanca gücüyle okumaya başlar.  

Bu sırada da Kredi yurtlar Kurumundan okuyabilmek, güç durumdaki ailesine daha az yük olabilmek için kredi kullanır. Sonuçta okulunu bitirir.  

Kimilerinin yoldan geçenlerden alabildiği, fakat kendisinin dirsek çürüterek, gecesini gündüzüne katarak okuyup da eline aldığı “ kapı gibi diploması” vardır. Büyük bir sevinç, büyük bir ümit içindedir.  

Fakat her başvurduğu kapılar kapalıdır. Kalemle, bilgiyle aldığı puanlar yüksek olsa da “mülakat” denilen ucube bir sistemle hep kaybeden olur.  

Bir türlü iş bulamaz. Dünyaya küsmeye başlar.  

Tam çıkmazın içinde iken kulağını kıvırdığı radyodan bir müzik sesi duyar, Dinledikçe başını sallar. Derinlere dalar gider. Gözleri buğulanır.  

Müzik sanki kendisini anlatıyor duygusuna kapılır. 

Ara sıra da müziğe eşlik etmekten de kendisini alamaz. 

” Madem dünyaya dargınsın 

 Mamudo kurban niye doğdun? 

Kader yolunda yorgunsun 

Mamudo kurban niye doğdun? 

Kurban gelir payın yoktur. 

Haftan yoktur, ayın yoktur. 

Ankara’da dayın yoktur. 

Mamudo kurban niye doğdun? 

Mahzuni işin doğrusu 

Öter zalimin borusu, 

Dayımın öksüz yavrusu 

Mamudo kurban niye doğdun?   

Müzik biterken; o yine okurken aldığı, faizleriyle katlamalı gelen KYK kredisinin borcunu  

 nasıl ödeyeceğinin hesabını yapıyordu. 

Kendi geleceğini kuramayanlar bizim,  vatanın nasıl geleceği olsunlar ki? 

Geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizi KYK kredisinin borç sarmalından kurtarmak için yetkililerin duruma bir el atmasını bekliyorlar. 

Birkaç zengin için gösterilen borç silme işlemi kolaylığının KYK mağdurlarına da gösterilmesini bekliyorlar.  

Sadaka değil, iş bekliyorlar.  

Çalışıp borçlarını ödemek istiyorlar.  

Okuduklarının karşılığını görmek istiyorlar. 

“Sokaklar yürümekle aşınmaz” ise de iktidardakiler sokakta yürümek zorunda bırakılanların oyları ile düşerler.  

Benden hatırlatması.  

Halil Boz
Köşe Yazarı

Bir cevap yazın