Birlikte Mücadele

Halil Boz
4 dakika

Yaşadığımız ülkede herkeste bir koltuk sevdası var. Herkes bir koltuk kapma yarışına girmiş durumda. Amaç koltuk kapma yarışı değilse neden birlik olunmaz? Neden ayrı ayrı kulvarda yarışa girilir?

Neden herkes alfabeden birkaç harf kapma ve kendisini ifade etme çabasında oluyor ki? Madem ki herkes bu vatan için, bu millet için, bu topraklar için çalışmaya gönüllü, çalışmaya arzulular… O zaman oturup, konuşup, ortak bir yol bulunamaz mı?

Siyasi yelpazenin sağına bakıyoruz; din, iman, Allah, vatan, bayrak…

Sola bakıyoruz… Hak, hukuk, adalet, eşitlik, kardeşlik, herkese aş, herkese iş, tam bağımsızlık, savaşsız sömürüsüz bir dünya…

Herkes, bir yol, bir slogan tutturmuş, bir flama tutmuş. Ekip hazırlamış yola koyulmuş… Araçlar, bayraklar, flamalar, sloganlar… Takım elbiseli onlarca insan… Süslü araçlar, süslü insanlar, hayallerine umut ekilmiş, işsiz yüzlerce insan… Süslü meydanlar, süslü sloganlar… Her şeyden önemlisi havaya uçan milyonlar, milyonlar, milyonlar…

Kendilerine göre memleketi yönetmeye talip bu insanlar neden oturup, aralarında bir uzlaşmaya, birlik ve beraberlik içinde bir anlaşmaya, vatan için, devlet için, millet için çalışmaya neden çalışmaya talip olmazlar ki… Bunu düşünmek, bunu uygulamaya sokabilmek çok mu zor? Bunun uygulanmasındaki zorluk nedir? Neden böyle olur ki…

Yaşadığımız ülkemizin ihtiyaçları belli, nüfusumuz belli… Nüfus artışımız belli ve de planlanabilir durumda… Yolumuz belli, hedefimiz belli. İçerisinde yaşadığımız coğrafyamızın ihtiyaçları belli. Ülke güvenliğimiz, sağlığımız, eğitimimiz… Ve ekonomimizin de iyi olması için tek bir şeye ihtiyacımız var diyemeyeceğim.

Çünkü sadece çalışkan olmak bizi kurtarmaya yetmiyor. Bize önce ahlak gerek. iş ahlakı, çalışma ahlakı…
Bunların sınırlarını da, nasıl olması gerektiğini de netleştirmemiz gerekir. Yasayı çıkarıp da, ucu kendisine dokununca… “Yasalara uymuyorum, saygı da duymuyorum” kimse diyememelidir. Yasalara herkes uymalı, uymaları sağlanmalı, yasalara uymayanlara da makamı, rütbesi, mesleğine bakılmaksızın yaptırımlar, af edilmeyecek şekilde yasalarda belirtilmeli ve kesinlikle uygulanmalı.

Bizi, güzel ahlaktan, yan yollara saptıracak sözlerden Atasözlerimiz de temizlenmeli. Atasözlerimiz arasında “devlet malı deniz…” olmamalı. “Bal tutan parmağını yalar” olmamalı… Daha bunun gibi niceleri var.

Bunlar temizlenip, tarihin çöp sepetinde yerini almaları sağlanmalı. Her iş için net ölçüler olmalı. Onlara bakıp, kişi kendisini değerlendirebilmeli. Sıralamasını, puanını herkes kendisi hesap edebilmelidir. Bilgisi, eğitimi, puanı, becerisi yetiyorsa o zaman o kişi başvuruda bulunmalı. Her insan bu vatanın evladı olduğuna göre mutlaka her iş ehline verilmeli.

İnsanlar arasında sadece; vatana hizmet edenler ve vatana hizmet etmekten imtina edenler diye iki grup olmalı. Ama görüyoruz ki Türkiye’de Şubat 2025 itibarıyla 167 tane siyasi parti etkin durumda bulunurken, bu tarihte seçime katılabilme yeterliliği olan parti sayısı 38 olmuştur.

Artık kurulu bulunan bu partiler halka, diğerlerinden farklı olan özelliklerini ve Halkın sorunlarına karşı çözüm yollarını da anlatmaları gerekecektir. Halka hizmette çok seslilik de önemlidir. Herkes düşündüğünü halka tam ve net olarak anlatmalıdır. Halka alan söylemek suçtur. Bunu bütün siyasiler düstur edinmeli.

Batı demokrasilerinde halka yalan söyleyen siyasetçinin siyasi yaşamı sona erer. Halk onun siyasi yaşamını bitirir. Ona oy vermez. Ona destek vermez. Demokrasilerde bu böyledir.

Demokrasiler ” Bir durakta bin, diğer durakta in” tren vagonu değildir. Demokrasilerde her şeyin bir ölçüsü vardır, olmalıdır da. Bizim ülkemizde de böyle olmak zorundadır.

Bunu birlikte başaracağız. Birlikte kazanacağız.

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA. YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ!

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

Samsun Umut

Uygulamada Aç
YÜKLE