Bir Ramazan Bayramı daha geldi. Takvimler yine umut yazıyor. Ama sokaklar? Sokaklar aynı şeyi söylemiyor. Pazar filesi boş, sofralar eksik, yüzler yorgun. Bayram sabahına uyanan milyonlar için mesele artık şeker toplamak değil; ay sonunu getirebilmek.
Emek dediğimiz şey, bu ülkede hâlâ en ucuz meta. Alın teri kutsal denir ama karşılığı çoğu zaman bir öğün eksik yemektir. İşçi çalışır, üretir, büyütür; ama payına düşen sadece yorgunluk olur. Emekli ise yıllarca verdiği emeğin karşılığını, bir bayram sabahı torununa harçlık verememenin utancıyla ölçer. Bayram ikramiyesi bile artık bir teselli değil, bir hatırlatmadır: “Sen bu sistemin en sessiz mağdurusun.” Maaşlarının erken ödenmesi bile müjde diye sunulur. O müjde memur emeklilerini kapsamaz orda bile ayrımcılığa gidilir.
Dünyada savaşlar devam ediyor. Savaşlar uzak değil. Sadece sınırların ötesinde değil, hayatın tam ortasında. Bir yanda silahların sesi, diğer yanda sofralardaki sessizlik. Çünkü savaş sadece cephede olmaz; adaletsizlik de bir savaştır. Yoksulluk da bir savaştır. Ve bu savaşta kaybeden hep aynı kesimdir: emekçiler, emekliler, çocuklar.
Barıştan söz ediyoruz. Ama barış, sadece silahların susması değildir. Barış; insanın onuruyla yaşayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği bir düzendir. Aç bir toplumda barış olmaz. Umutsuzluk büyür, öfke birikir, bayramlar bile anlamını yitirir.
Ve umut…
Evet, hâlâ konuşuyoruz umudu. Çünkü başka çaremiz yok. Umut, bazen bir annenin çocuğuna eksik sofrayı belli etmemesidir. Bazen bir emeklinin cebinde kalan son parayla torununa şeker almasıdır. Bazen de tüm bu karanlığa rağmen “Bu düzen değişmeli” diyebilmektir.
Ama açık konuşalım: Umut, tek başına yetmez. Umut, eylemle, dayanışmayla, hak arayışıyla anlam kazanır. Aksi halde sadece oyalayıcı bir masal olur.
Bu bayram, süslü cümleler kurmayalım. “Birlik, beraberlik” deyip geçmeyelim. Gerçeği konuşalım: Bu ülkede emek değersizleştiyse, emekli unutulduysa, yoksulluk kader gibi sunuluyorsa, bayram eksiktir.
Bayram; sadece şeker değil, adalet ister.
Bayram; sadece ziyaret değil, eşitlik ister.
Bayram; sadece dua değil, hak ister.
Ve belki de en önemlisi:
Bayram, susmamayı ister.
Çünkü susarsak…
Bu bayram da geçer. Ama yoksulluk kalır. Umutsuzluk kalır. Sessizlik kalır.
Konuşursak…
İşte o zaman gerçekten bayram olur.
Bayramın Gölgesinde: Emek, Yoksulluk ve Sessiz Çığlıklar
Yorum yapılmamış