Bu Sefer Boğa Kazandı

Yurt dışında yaşayan hızlı sosyalist bir dostum, Türkiyedeki güncel siyasal olaylara yönelik yorum yapmadığıma takmış; “kodese girmekten korkuyorsun, klavye şovalyesi” demiş ardından da, “sende o taşak yok zaten” diye eklemiş.

Adam haklı azizim,gerçekten korkuyorum 60 yaşından sonra mapushane maltasında volta vurmak benim harcım değil,ben böyle klavye başında gelene geçene laf sokmaktan mesut bahtiyarım yuvarlanıp gidiyorum.

“Taşak” meselesine ise biraz kırıldım doğrusunu söylemek gerekirse,12 eylül öncesinde bizde de İspanyol boğalarını imrendirecek “taşak” vardı.

Erzincan-Mamak hattında mapushane rinklerinde tıkış tıkış mahkemeye gidip gelmekten enenmiş coruk danalara döndük.

Söz taşaktan açılmışken Viyana fatihi dostuma ithafen bir “taşak” fıkrası anlatayım ,ucundan,kıyısında da Türkiye’nin güncel politikasına da dokunmuş olayım.

*

Türk’ün biri, Madrit’in en şık lokantalarından birine oturmuş yemek yiyecek, menüyü inceliyor. Tam bu esnada, yandaki masalardan birine muhteşem bir yemek gelmiş. Böyle çeşit çeşit garnitürün içine oturtulmuş, nefis bir sosla bezenmiş iki koskoca lop et parçası, mis gibi de kokuyor…

Garsonu çağırmış adam, “Gözüm kaldı şu beyin yediğinde, bir porsiyon da bana getirin lütfen!..” demiş.

– Ahhh, diye cevap vermiş İspanyol garson, görüyorum ki Senor Madridli değil. Bu lokantamızın dünya çapında bir spesyalitesidir. Ancak haftalarca önceden sipariş vermek gerekir…

– Yapmayın ya! Peki nedir bu ayıptır sorması?.

– Bu, Senyor, boğa yumurtasıdır. Hemen karşımız arena biliyorsunuz, boğa güreşinde öldürülen boğanın yumurtalarıdır bu! Ama haklısınız, nefis bir yemektir…

– Tamam tamam, demiş müşteri, önümüzdeki ay iş icabı tekrar Madrit’e geleceğim. Şimdiden yerimi ayırtın ve “boğa yumurtası” spesiyaliteniz için bana bir rezervasyon yapın!:

Burnunda o nefis koku, bir ayı zor geçirmiş adam. Koşa koşa Madrit’in merkezindeki o meşhur lokantaya atmış kendini akşam, garsona kim olduğunu hatırlatmış, peçeteyi yakasına sıkıştırmış, başlamış beklemeye…

Beş dakika, on dakika… Önce yine o mis gibi koku, derken garson elinde kocaman tabakla gelmiş, yine nefis garnitür, mis gibi bir sos ve ortada… iki küçücük lop et parçası.

– Bu ne, diye isyan etmiş adam. O müşteriye getirdiğiniz tabakta koskoca iki et parçası vardı.

– Ahh Senyor, demiş garson, Madrit’li olmadığınız nasıl da belli… Bu bir kısmet meselesi, bu sefer maalesef boğa kazandı!

Cemil Biçer
Samsun-Çarşamba'da 1957 yılında doğmuştur. İlköğrenimini Çarşamba'da, orta öğrenimini İstanbul'da tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü'nü bitirmiştir. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış olan Biçer'in ‘‘Ülkem Avuçlarımda Saklı'' adlı yayınlanmış bir şiir kitabı bulunmaktadır. ‘‘Çarşamba Köprüsü'nde Rapsodi'' yazarın ikinci kitabıdır.

Bir cevap yazın