“Boobquake” Meme Depremi

Yeryüzünde farklı yıllarda sayısız depremler meydana gelmiştir. Bu depremler insanların yaşamında büyük ve onarılmaz şekilde hasarlar bırakmıştır.

İnsanoğlu depremin etkisinden kurtulabilmek için sırlarını çözmeye çalışmış, epeyce de yol almıştır.

Depremin yıkıcı etkisinin sebeplerini ortadan kaldırmak yerine, işin kolayına kaçarak, birilerini suçlayabilmek için de bilgisi kendinden menkul din adamı görüntüsünde olan kişiler kadınları kusurlu bulmak yolunu seçmişlerdir.

Yine sosyal medyada alimliği kendinden menkul bir şarlatanın depremi eliyle engellediği video paylaşılıyor.

Bir başka videoda ise depremin  şarlatanın emrine girdiği anlatılmakta. Bu şarlatanlara inanan beyin özürlülerin olması da ayrı bir vahim durumdur.

Bir de başka depremler vardır.

Örnek  mi;

“Kadının dükkan açmasını helal görmüyorum,
Kadınlar okula gitmez!
Kadından memur olmaz!
Kadından hemşire, subay olmaz!
Kızını doktor yapmak(ALLAH’a) harp açmaktır. “

diyenlerin de beyinlerinde deprem vardır. Onların beyinlerinde oluşan deprem fay kırıkları ile açıklanamaz.

Bunlardan biride İran’da yaşanmıştır. Şöyle ki;

İran’ lı din alimi olduğu iddia edilen Kazım Sıddıki, İran’ da 2010 yılında meydana gelen depremden sonra, depremlere kadınların dekolte giymesinin sebep olduğunu belirtmiş, bunun üzerine yaklaşık 200 bin kadın 26 Nisan 2010 günü dekolte giyerek deprem yaratmaya çalışıp, başarısız olalı 10 yıl oldu.

Bu olay tarihe “Boobquake” meme depremi olarak geçti.

Aslında bu çalışma pek bilimsel bir çalışma olmamakla beraber, karşısında durduğu zihniyetle Karşılaştırıldığında en bilimsel bir etkinlik olarak tarih sayfaları arasında yerini aldı.

Dini kişisel çıkarları için kullanmak isteyen hoca görünümlü şarlatanlar kendi yanlışlarını düzeltmek yerine kadınları suçlama, evlerine hapsetme yolunda çalışmalarına aralıksız devam etmektedirler.

Aklını kullanamayan kadınlar da onlara destek vermeye, onların safında yer almaya devam etmektedirler.

Bir iktidar düşünün…

Attığı her adımda, gittiği her yolda, tuttuğu her şeyde ortalığı kırıp döküyor. Yıktıklarının etkisini ne Kandilli ne de diğer merkezler tespit edemiyor.

Yıkıcı etkilerini toplum içerisinde yaşayarak görüyoruz, hissediyoruz. Yapılan çalışmaların sonucunu Richter ölçeğine göre her zaman tespit edemeyebiliriz.

Eğitimdeki depremin yıkıcılık ölçülerini üniversitelerimizin dünya ölçeğinde ilk 500 içerisinde yer alamayışıyla görebiliyoruz.

Matematik dersinde yaşadığımız depremi, yabancı dil dersinde de görebilmekteyiz.

Yıllarca uygulanıldığı halde bir türlü başarı sağlanamayan derslerdeki depremin şiddetini ölçmek için cihaz kullanmaya gerek yoktur.

Malzeme noksanlığı neticesinde yıkılan binaların altında kalanlara sevinebilmek; akılda, vicdanlarda düzeltilemeyecek deprem belirtisi değil de nedir?

Dünyada olan depremler içinde can kaybı konusunda biz en ön safta yerimizi almaktayız.

Allah sadece bizim ülkemizi mi cezalandırıyor?

 Bu durum, Allahın bizi cezalandırması olarak değerlendirilmemelidir.

Yurdumuzda insan hayatını dikkate almayan, önemsemeyen bir şekilde güvensiz yapılar yapılmaktadır.

Yapılan yapılar yeterince kontrol edilmemektedir.

Halkı çürük binalarda oturmaya yönelten, yapıların kontrolsüz yapılmasına göz yuman sisteme lanetler olsun.

Bir deprem de iktidarda olmaktadır.

Sarsıntının etkilerini önümüzdeki zamanda daha ayrıntılı görebileceğiz. Bugüne kadar uyguladıklarının bir işe yaramadığını, halkı yoksulluğa mahkum ettiklerini nihayet görebildiler.

18 yıldır iktidarda olduklarını unutup, yeniden reformlardan söz etmeleri de bunu göstermektedir.

Bir eli yağda bir eli balda olanlar halka acı reçete uygulayacaklarını rahatça açıklayabilmektedirler.

Bütün bu olanlardan sonra, asıl yıkıcı deprem de halkın bütçesinde, halkın zaten zor sürdürdüğü geçiminde, halkın hayatında olacaktır.

Halkın cebine girenin, midesine gidenlerin iyice azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Bakalım halk boş mide ile yaşamını ne kadar devam ettirebilecek.

Halkın midesinin guruldamasını iktidar neye yoracaktır, bekliyoruz.

Depremin her türlüsü insana acı verse de asıl depremin vicdanlarda olduğu gerçeğini görebilmek, sosyal medyadaki paylaşımlara bakılarak anlayabilmek hiç de zor olmasa gerektir.

Halil Boz
Köşe Yazarı

Bir cevap yazın