Baba Denince…

Bu güne kadar hep “devlet baba” söylemleriyle büyüdük.

Bu da çok eski kuşaktan olduğumuzu belli ediyor.

“Baba “ diye gördüğümüz devlet;

 Yarım asırdan beri onu yönetenler tarafından ezilmiş,

Horlanmış,

Kolu, bacağı budanmış.

Babalık yapacak durumdan uzaklaştırılması için üzerine nasıl çullanıldığını görüyoruz.

Baba dediğimiz devletin varlıkları,

Elde avuçta ne varsa “Batan geminin malları” dercesine

Besleme evlatlar tarafından “babalar gibi satarız” denilerek haraç mezat satıldı.

Bazen de;

“Ben sizin babanızım. Ben ne dersem o olur” gibisinden uygulamaları da gördük yaşadık.

Halkına babalık yapsın diye seçilerek başa getirilenler, yeterince oy alamadıkları ili ilçe, ilçeyi de öfkelerini yenemeyerek köy durumuna çevirdiklerini de gördük.

Korona salgınında da gördük ki;

 “Devlet baba” uyduruk bir maskeyi bile dağıtımda aciz hale düşürülmüş.

Vatandaşa yardım etmesi gerekirken, SMS yoluyla her hafta yardım ister duruma getirildiğini gördük.

Baba çocukları arasında ayırım yapamaz, yapmamalı.

Adil olduğunu çocuklarına uygulamalı olarak göstermelidir.

 “Baba” adil olmak zorundadır.

Baba denince;

Öfkesini yenebilen, çocuklarının sorumluluğunu taşıyan “dağ” akla gelir.

Günümüzde farklı durumlar da akla gelebiliyor.

İskele babası, liman babası, mafya babası… Ayrıntılarını sizlere bırakıyorum.

 

Bir baba düşünün…

Almanya’ya işçi olarak çalışmaya gidecek.

“Gizli tutulması” tembihlemesi ile neredeyse herkesten

“Gelirken sana ne getirmemi istersin?

Parasını şimdi verirsen yol parası yaparım. Yol param yok.” diyerek bir “Alamancı parası” kadar para toplayıp, yola gidiyor.

Gidiş o gidiş…

İzin yok

Haber yok.

Hiç bir izi de yok

Kundakta bıraktığı çocuğu büyüyüp, gücünün yettiğince babasının borçlarını ödemeye çalışıyor.

Aradan 30 yıl geçtikten sonra sınır dışı edilirken,

Gidecek yeri olmayınca eşini ve çocuklarını hatırlayıp, yuvaya dönüyor.

Elde yok…

Avuçta yok…

Üstte yok…

Cepte yok…

Yokluğunda evinde hem analık, hem de babalık yapan eş,

“Tek damla” katkısı ile dünyaya gelen, babanın başka hiçbir katkısını görmeyen oğlu var.

Ne diyelim…

Utanma, arlanma da yok!

Bu gün, bu ekonomik şartlarda babalık;

Evladının karşısında mahçup olmaktır.

Yetişememektir,

Alamamaktır,

Sırat köprüsüdür.

Geçememektir.

Yüktür,

Günümüzde; katkısı olan bir damla suyun zaman içinde büyüyüp, gelişmesi erkeği “baba” durumuna getirse de,  hiç bir baba üzerine yüklenen sorumluluktan kaçamaz, kaçmamalıdır.

Baba güvendir

Baba emektir

Baba varsa güvendiğin dağlara kar yağmaz.

Hak edenlerin her gün babalar günüdür. Kutlu olsun!

Halil Boz
Köşe Yazarı

Bir cevap yazın