Mevsimlerden sonbahar. Eğitim-öğretim başlamış, eğitimciler de öğrenciler de belirli bir düzene girmişti. 2007’nin ekim ayının alaca sıcaklığında Tokat’ın Cumhuriyet Caddesi’nde arkadaşım Salih Karabulut’la spor amaçlı hem yürüyor hem de konuşuyorduk. Günlerden cumartesi, öğleden sonra saat 14.00’ü gösteriyordu. Salih’e, “Haydi, hayli yürüdük, gidelim de sendikamız Eğitim-Sen’i ziyaret edelim.” dedim. Salih, “Bırak, gezelim Süleyman Erkan Öğretmen’im. Orada vakitli vakitsiz konuşurlar, bizlerin canını sıkarlar. Gel seninle kahveye gidelim. Birer çay içer, arkadaş bulursak oyun oynarız.” dedi.
İki zıt görüş, iki dost arkadaşa yakışmıyordu. Birimiz sendika yanlısı, diğeri kahve yanlısı… Salih Öğretmen’imin koluna girdim. “Öğretmen’im, ben seni kırmam. Biliyorum sen de beni kırmazsın. Yer yakınken önce sendikaya gidelim, sonra da kahveye gider, çay içer, oyunumuzu oynarız.” diyerek Salih’le anlaştık. Tokat Emniyet Müdürlüğünün yanındaki binanın üçüncü katında bulunan sendikamıza yöneldik. Daracık, kıvrılan merdivenleri bir hamlede çıktık. Sendikada üç arkadaş ve Başkan Sinan Işık vardı. Hoşbeşten sonra üç arkadaş gitti. Başkanla biz kaldık. Sinan Başkan zayıf, ufacık boyu ile makam koltuğunun kenarında eğreti oturuyor gibi duruyordu. Başkanın sohbeti iyi, kelime haznesi genişti. Yel değirmeni gibi konuşuyor, öğüttüklerini bizim torbamıza dolduruyordu. Biz dinliyor, başkan konuşuyordu. Solculuktan, sendikadan, okuduğu kitaplardan, gidip dinlediği konferanslardan konuşup duruyordu. Kalkacağız, lafını kesmek istemiyoruz. Bir şeyler soracağız, susturamıyoruz. Başkan bir ara nefes alacaktı ki ben, “Başkanım, oturduğumuz koltuğun arkasına Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini assanız daha iyi olmaz mı?” dedim. Sinan Başkan oturduğu koltuktan doğruldu; ciddi ve sert bakışlarla sanki kötü bir söz söylemişim gibi suratı asıldı. Konuştuğu ses tonunun birkaç ton üstüne çıkarak, “Atatürk, cumhuriyeti kurdu ama kurarken birçok zulüm de yaptı. Aslında cumhuriyeti kuran adam, sosyalizmi de kurardı. Türkiye daha hür, bağımsız olurdu. Aslına bakılırsa Atatürk bir küçük burjuvadır. Birçok savaşı anlaşarak barış yoluyla da yapabilirdi. Kürt halklarının kardeşliğini o dönemde de bu dönemde de tanımadı.” dedi. Sinan Başkan, Atatürk’ü uzun uzun anlattıkça yerimizde duramıyor, rengimiz alı moruna karışıyordu. Kızıp sinirleniyorduk, başkana karşı da gelmek istemiyorduk. Meğerse Atatürk’le ilgili bilmediğimiz neler varmış… Başkan hızını alamamışken, anlatımlar arasında, “Başkanım, şu karşı duvara da Türk bayrağı assak harika olur.” dedim. Sinan Başkan oturduğu koltuktan kalkıp makam masasının yanına, yanımıza dikildi. Eh, şimdi artık nutuk bitti, şiddet başladı derken, eliyle duvarı göstererek “Bayrağı alın, gelin, oraya siz asın.” dedi. Pencereye doğru birkaç adım attı. Aradan birkaç dakika geçti geçmedi ki ben sorumu tekrar sordum. “Başkanım, kızmanıza gerek yok. Beni kızdırırsanız sizin altınızdaki koltuğu elinizden alırım.” Başkan, “Bu koltuğu benim elimden alabilmen için önce üyeleri ikna edeceksin, kurulda adaylığını koyacaksın. Sonra da benimle yarışacaksın. Kazanırsan koltuk senin olur. Koltuğu elinden alırım demekle olmaz.” dedi.
Arkadaşla kalktık; sopa yemeden rengimiz kırmızılara boyanmıştı. İşi olgunluğa vurarak, “Başkanım, hoşça kal.” dedik. Başkan arkasını bize dönerek sadece “Hoşça kal.” diyebildi. Suç işlemiş kediler gibi sessizce, dikkatlice merdivenlerden aşağı indik. Arkadaşımla uzun uzun konuştuk, tartıştık, “Biz nasıl bir sendikada yer alıyoruz?” dedik. Sendikadan kesin ayrılmalıydım ama hangi sendikaya gidecektim ki? Kafama göre bir sendika yoktu. Eğitim-İş’i duyuyorduk ama buralarda yoktu. Ankara’da yeni kurulmuş bir sendikaydı. Kimlerin hangi amaçla kurduğunu da bilmiyordum.
Eğitim-İş’in temelinin TÖB-DER olduğunu öğrendim. Sendika ayrı bir dikkatimi çekmeye başlamıştı. Tokat’a bu sendikayı nasıl getirebilirdim? Kimseyi tanımıyor, örgütlenmenin ve sendikacılığın ne olduğunu bilmiyordum. Öğretmenliğime devam ediyor, yanı sıra yerel TV kanalı olan Kanal 60’ta programlar yapıyordum. Yaptığım programlar çevre, doğa, insan yaşamı, tarımla ilgiliydi. TEMA Vakfı ile birlikte hareket ediyorduk. TV’deki programımızın adı “O Köy Bizim Köyümüzdür”dü. Köylere gidip tarımla ilgili programlarda Ziraat Fakültesinden yetkili profesör doktor, öğretim üyesi gibi konukları da götürüyordum. Halk tarafından ilgiyle izleniyor, ili yönetenler de beğeniyor, yer yer teşekkür ediyorlardı.
Ankara’da Yüksel Adıbelli, Eğitim-Sen’in çalışmalarını beğenmiyor, sürekli eleştirilere de karşılık veriyordu. Eğitim-Sen’den istifa ettiler. Eğitim-Sen’de istediklerini bulamadıkları için birlikte devam etmeye karar verdiler. Eğitim-İş, 17 Ekim 2005 tarihinde Ankara’da kuruldu. Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikasının kısa yazılışı Eğitim-İş’i kurdular. Eğitim-İş’in kurucuları; Mustafa Aksu, İsmail Tutoğlu, Nedim Fuat Soylu, Kenan Yiğit, İrfan Öztürk, Hikmet Sayar, İsa Kayadan, Levent Çakan, Veli Demir, Celil Şahin, Yusuf Kenan Türker, Hayati Bağcalı, Yusuf Ertürk, Cüneyt Dizdar, Mehmet Altıntop, Şenol Eyüboğlu, Mustafa Ulusoy, Veysel Mercan, Hayati Eskici, Birol Güneş, Mustafa Gültepe, Osman Nuri Avcı, İrfan Irmak, Timur Özkan, Mustafa Aksu, Orhan Yıldırım, Kamil Bilir, Mehmet Altan Güzel, Ahmet Bolkısık, Hasan Kütük, Cevdet Öztürk, Ramazan Arslan, Bülent Atabek, Ahmet Aydın, Aysel Durmazkul, Yüksel Adıbelli, Osman Sarışahin, Çağlayan Bakır, Ali Kaya, Ahmet Tevfik Bal, Onur Gündüz, Ali Dağlı, Barlas İbrahim Batur, Mehmet Keskin, Uğur İnan; Anadolu’da bir çoban ateşi yakmışlardır.
17 Ekim 2005 tarihinde Türkiye’de aktif olarak çalışmaya başlayan Eğitim-İş, eğitim çalışanlarının ve günden güne yoksullaşan halkımızın emeğini korumak için mücadeleye başladı. T.C.’nin bağımsızlığını, egemenliğini, ulus ve ülke bütünlüğünü, laik düzeni, demokratik ulusal eğitim değerlerini korumak, sonsuza kadar yaşatmak için 17 Ekim 2005’te Eğitim-İş, eğitim çalışanlarının ve tüm emekçilerin sendikası oldu. İlk genel başkanı da Yüksel Adıbelli oldu.
29 Ekim 2007’de Cumhuriyet Bayramı yürüyüşü için Tokat Stadı önünde toplanan halk, dernekler, okullar, devlet yöneticileri, öğretmenler olarak Hükûmet Konağı önündeki Atatürk heykelinin önüne kadar yürüyecektik. Arkadaşım İlker Doğan beni yanına çağırarak, “Birlikte yürüyelim, beraber konuşarak gidelim.” dedi. İlker, “Süleyman Öğretmen’im, sen Tokat’ta sevilen, tanınan öğretmenlerden birisin. Senin çevren geniş, seninle Eğitim-İş’i Tokat’ta kuralım mı?” dedi. “İlker Öğretmen’im, kuralım da iki kişiyle sendika kurulduğu nerede görülmüştür? Sendikacılık ayrı bilgi, tecrübe, deneyim ister. Sendikacılık nedir bilmem, sonra elimize yüzümüze bulaştırıp rezil olmayalım.” dedim. İlker, “Süleyman Öğretmen’im, senin nasıl bir Atatürk sevdalısı olduğunu biliyorum. Ulu Önder nasıl ki zor zamanlarda zor işleri başardıysa biz de başarırız. Sen başkan olacaksın, ben de sekreter. Yarından tezi yok başlıyoruz.” dedi. İlker Doğan, Ticaret Lisesinin karşısında küçük bir dükkân kiraladı. Kira bedeli 175 liraydı. Arkadaşlar arasında toplayıp kiramızı verdik. Dükkânın camına “Eğitim-İş” yazısını yapıştırdık. Ankara’daki genel merkezin haberi bile yoktu. Bir hafta sonra Eğitim-İş Genel Merkezine bildirdik. Merkezden afişler, broşürler gönderildi. Tokat’ta ilk Eğitim-İş’e üye olanlar; Süleyman Erkan, İlker Doğan, Metin Akay, Mithat Eş, Kubilay Razi, Yeter Akay, Ali Rıza Demirci, Yüksel Taslak oldu. Belki unuttuğum bazı arkadaşlarım olmuştur. Tokat’ta bir çoban ateşi yaktık. Eğitim-İş, 2006-2007 eğitim-öğretim yılında çalışmaya başladı.
2007 yılının kasım ayı ortalarında tüm Tokatlıları, yerel basını açılışa davet ettik. Zamanın Tokat Gazetesi muhabiri Fatih Kılıç başta olmak üzere tüm basın aramızdaydı. Gazeteci Fatih Kılıç, acemi sendika başkanı Süleyman Erkan’a öyle güzel sorular soruyordu ki gel de yanıt ver… Bazılarına yanıt verirken bazılarını es geçiyordum. Buna rağmen güzel bir haberle birlikte röportajı Fatih Bey gazetesinde yayımlamıştı. Bazı dedikodular kulağımıza gelmeye başladı. “Bunlar sendikayı yürütemezler, kısa zamanda kapatırlar.” diyorlardı. Tokat’ta Eğitim-Sen sol sendikacılığı temsil ettiğini sanıyor, Eğitim-İş Sendikasını gericilerle iş birliği yapan, Eğitim-Sen Sendikasını parçalamaya yönelik hareket olarak değerlendiriyorlardı. İlk dönemde sesimiz çıkmasa da bizler Atatürk ilke ve devrimlerini, milletin bayrağını savunan gerçek solcularız desek de etkili olamıyorduk. Günler, aylar geçtikçe, büyüdükçe inananlar çoğalıyordu. Bizden önce birkaç grup Eğitim-İş’i kurmaya çalışmışlarsa da başaramamışlardı. Tokat merkezde; Niksar, Erbaa, Turhal’da oldukça güçlendik. Erbaa’ya birkaç defa arkadaşları üye yapmak için gittim. Arkadaşları üye yapmakta zorlandım. Arif Şerbetçi, Nurettin Celep ve arkadaşlarına sendikayı ne kadar anlatsam da üye yapamadım. Nurettin Celep, “Sayın Süleyman Bey, bizlere güzel şeyler anlatıyorsunuz ama ikna olamadık. Bizleri ikna ederseniz biz arkadaşlarla birlikte sendikaya üye oluruz.” dedi. Hava soğuk, her taraf kar, tipi; benim ikinci el Ford Pense minibüsümle Erbaa yollarını ezberlemiştim. Ankara Eğitim-İş Genel Merkezinden Orhan Yıldırım’ı arayarak durumu anlattım. Orhan Başkan’ım da tereddüt etmeden Erbaa’ya gelmeyi kabul etti. 2008’in soğuk ocak ayında, ben ve Orhan Başkan’ım Erbaalı öğretmenlerle buluşup konuştuk. Güzel bir söyleşinin ardından arkadaşlar Eğitim-İş’e üye oldular. Erbaa Eğitim-İş Sendikası temsilcisi Nurettin Celep oldu. Erbaa’da çok az sayıda Eğitim-Sen üyesi kaldı. Sonraki yıllarda Nurettin Celep, Değirmenli’ye belediye başkanı oldu. Arif Şerbetçi, Erbaa Belediyesi Başkanlığına aday oldu, kazanamadı.
Tokat Eğitim-İş Sendikasının oturmaya ne sandalyesi ne de doğru dürüst masası vardı. Ticaret Lisesinden demirbaştan düşmüş bir koltukla masa alıp kullandık. İlker Doğan’ın arabasıyla akşamüzeri giderken çöpün kenarına sarılı konulmuş bir halı gördüm. İlker’e, “Biraz durur musun İlker Bey?“ dedim. “Hayırdır, neden durayım ki?” dedi. Biraz ileride durdu. Arabadan indim, çöp bidonuna yönelince İlker anladı. Arkamdan bağırmaya başladı. Ben halıyı açıp baktım. Halı güzeldi, köşesinde birazcık yanık vardı. Balkondan bana bakan bir bayana, “Bu halıyı çöpe mi attılar?” diye sordum. “Evet kardeş, çöpe attılar; alabilirsiniz.” dedi. Halıyı omuzlayıp İlker Bey’in aracının bagajına koydum. İlker kızarıp bozarmıştı, bana da iyi bir fırça attı. Halıyı sendikaya getirip yanık yeri masanın altına koyarak güzel bir görünüm elde ettim.
Küçücük bakkal dükkânı sendikanın merkezi olmuştu. Bizim asıl zenginliğimiz düşüncemizdi. Kar yumağı gibi büyüyorduk. Çağdaş Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal, öğretmenlere değer ve önem verirdi. Bizler de sendika olarak siyasi düşünce gözetmeden Eğitim-İş olarak eğitim emekçilerinin haklarını korumak zorundaydık.
Sendikamızın tanıtılması, ekonomik olarak katkıda bulunması için Tokat Eğitim-İş olarak tiyatro getirmeye karar verdik. İstanbul’dan “Atamız Atatürk” adlı tiyatro oyununu getirttik. Bugünkü Diş Hekimliği Fakültesinin olduğu yerde Öğretmen Okulu salonu vardı. Zamanın rektörü, salonu gösteri için bize ücretsiz olarak verdi. Tokat halkı, öğretmen arkadaşlar salonu doldurdular. Giderlerimizi çıktıktan sonra elimizde bir miktar para kalmıştı. Bu parayla bilgisayar ve masasını almıştık. Ben ve arkadaşlarımız çocuklar gibi şendik. Çektiğimiz zorlukların karşılığında halka tiyatro izlettik, sendikamızı tanıttık, fikirlerimizin ne kadar haklı olduğunu gösterdik.
Sendikal faaliyetleri öğrenme, örgütlenme çalışmaları, öğretmenlik mesleğimin yürütülmesi, yaşam alanı, evimin ve çocuklarımın sorunlarına koşmaktan çok yorulmuştum. Minibüsümle tek başıma köylerdeki arkadaşları ziyaret ediyor, sendikaya üye yapınca seviniyor, yapamayınca üzülüyordum. Okul çıkışından gece yarısı on bir – on ikilerde eve geliyor, sabah sekizde okulda oluyordum. Öğrenmekten, okumaktan, anlatmaktan, dinlemekten, eleştirmekten, eleştirilmekten beynim kaynayan kazana dönmüştü.
2010 yılında emekli oldum. Değerli yol arkadaşlarıma emaneti devrettim. Çoban ateşi yanmaya, ışığını gür şekilde yaymaya başladı. Bugün Birleşik Kamu-İş Konfederasyonunun Genel Başkanı Orhan Yıldırım’dır. Eğitim-İş Sendikası dâhil olmak üzere 11 sendika Birleşik Kamu-İş Konfederasyonuna bağlıdır. Şu anda Eğitim-İş Sendikasının Genel Başkanı Kadem Özbay, Genel Sekreteri Seher Ergin, Genel Mali Sekreteri Doğan Dağdelen, Genel Örgütlenme Sekreteri Bülent Metin, Genel Özlük Hukuk ve TİS Sekreteri Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreteri Veli Fırat Şimşek, Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Hüseyin Selçuk’tur. Köy Enstitüsü özlemini çeken; ülkesini, bayrağını seven; dili, dini, mezhebi, rengi, inancı ne olursa olsun laik, demokrat tüm insanlara selam olsun.
Eğitim-İş Sendikası hiçbir siyasi veya ekonomik gücün arkasına sığınmadan duruşu, ilkeleri ile büyümeye devam ediyor. Eğitim emekçilerinin haklarını aramak, ülkenin kalkınmasının temel taşlarını Cumhuriyet’in kuruluş ilkesine uygun yükseltiyor. Bir ülkeyi tankla, topla, silahla yok edemezsiniz. O ülkenin eğitimini çökertin; ülke kendiliğinden çöker. Eğitim, canlının omurgası gibidir.
Tokat Eğitim-İş’in kurucu başkanı Süleyman Erkan’dır. Sonraki başkanlar sırasıyla İlker Doğan, Baki Çınar, Emin Kılıç, Mithat Eş, Ümit Doğan, Şengül Bayram’dır. Şu andaki Tokat Eğitim-İş Şube Başkanı Fatih Yüce, Şube Sekreteri Şengül Bayram, Şube Örgütlenme Sekreteri Uğur Tuncol, Şube Mali Sekreteri Muzaffer Yıldırım, Şube Özlük Hukuk ve TİS Sekreteri Lütfiye Arslan, Şube Eğitim Sekreteri Emrah Kök ve Şube Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Muzaffer Gün’dür.
“Eğitimdir ki ya bir milleti bağımsız, hür yaşatır ya da başka milletlere köle yapar.” M. Kemal Atatürk.
Tüm eğitim emekçilerine selam olsun. Nerede Cumhuriyet’in bayrağı varsa orada öğretmenin sesi, nefesi, emeği vardır. Öğretmen Marşı: “Alnımızda bilgilerden bir çelenk, Nura doğru can atan Türk genciyiz, Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk’e denk, Korku bilmez soyumuz. Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun. Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun. Candan açtık cehle karşı bir savaş, Ey bu yolda ant içen genç arkadaş! Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş; Durma, durma koş. Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun, Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.”