Özgecan’dan Mektup Var

11 Şubat 2015 günü yirmi yaşında bir kız öldürüldü bu ülkede…

Özgecan Aslan’ın annesi Songül Aslan o günü anlatırken “sütünü verdim harçlığını verdim okula gönderdim..” diyordu…Sonrasını anlamlandıramıyordu…

Anne kızını toprağa verdi…günler boyu güleç yüzlü kızının ölümüne inanamadı belki de inanmak istemedi…
Bir gün kapısı çaldı..postacıydı gelen..Özgecan kokulu bir mektup getirmişti…

Anne zarfı açtı..gözlerinden yaşlar süzülürken kızı Özgecan’ın kendisine yazdığı mektubu okumaya başladı…

“Yirmi yaşında bir kızım ve sonsuza kadar yirmi yaşında kalacağım..” çünkü şair demiş ya büyümez ölü çocuklar…

“Anneciğim…ben gelinlik giydiğimde ağlayacaktın ama beni gelinlikle hiç göremeyecek ama hep ağlayacaksın…göz pınarların kuruyacak..gözünden yaş akmayacak ama bu defa kalbinden dökülecek gözyaşları…” çünkü ağlarsa anan ağlar…

“Babamın meleğiydim gölgesinde korunduğum çınarımdı babam. Meleğinin kanatlarının kırılmasına nasıl da üzülmüştür…” çünkü babalar kızlarının sonsuza kadar prensidir…

“Ailemin bir tanesiydim..umudu..sevinciydim…genç kız şımarıklığımı…gülüşlerimi ve düşlerimi çaldılar..bedenimi örseleyenler bedenimle birlikte yüreğimi de yaktılar..”

“Giydiğim mini etekten tahrik olmuşlar…ağızlarından salyalar akıtarak tahrik olmuşlar anne..”

“Bu memlekette kadının kahkasından..saçından..kadının gülüşünden..diz kapağından tahrik olanlar varken mini eteğimi niçin saklamadın anne..”

“Eve gelen komşulara oğlunun pipisini göstermekten gurur duyan babalar var ya anne kız bebeklerin külotlarından tahrik oluyormuş ve bu yüzden kadınlar günahın kaynağıymış…bundan benim niçin haberim olmadı anne..”

“Nasıl da yalvardım anne..ben miydim anlatamayan yoksa onlar mıydı bu yakarışları anlamayan…

Okuyup psikolog olacaktım..bu kini bu nefreti bu hayvansı dürtüleri nasıl biriktirdiler kitaplar mı yazmamıştı vardı da ben mi okumamıştım yoksa…”
“Vakitsiz erken gidiyorum anne… Tabutuma erkek eli değmesin istiyorum..Ablalar teyzeler taşısın el üstünde…toprağın altı soğuk mu toprağın altı karanlık mı bilmiyorum anne..korkuyorum ama ablalar teyzeler emanet bırakırsa toprağa korkularım azalacak gibi geliyor bana..cansız bedenim kuş kadar hafif ama geride bıraktığım acının bu ülkenin kaldıramayacağı kadar ağır bir yük bırakarak giriyorum toprağa…”

“Anne..beni sevgi denizinde büyüttünüz..sevgisiz hoyrat eller öldürdü beni..”

“Benim ölümümden çocuklarına sevmeyi öğretmeyen anneler..benim ölümümden çocuklarının gözlerinin içine bakarak seni seviyorum diyemeyen babalar benim ölümümden annelerin babaların çocuklarını sevmesine izin vermeyen dedeler benim ölümümden bu cinayetin tanığı olan bu tanıklığa isyan etmeyen herkes sorumludur anne..”

Anne Songül Aslan kuruyan göz pınarlarından süzülen son damla yaşla kızının kokusunu aldı gülümsedi ve mektubun son satırlarını okudu…
“Mektubumun sonunda diyeceğim odur ki anne… Mezarımın başında haykırdın sanma ki duymadım..

Üstünü toprakla örtmeyin dedin ya üzülme kızın toprağın altında toprağın üstünde olduğundan daha güvende anne..toprakla karışıp birbirimize mezarımın başında kardelen çiçeği gibi açacağım..yüzümü güneşe döneceğim ve her zaman yirmi yaşında kalacak olan annemin Özgecan çiçeği olacağım..ağlama anne…”

Ve Songül Aslan belki de bu mektuptan sonra hiç ağlamadı ve belki de mezarında açan kardelen çiçeği kurumasın diyedir döktüğü gözyaşları…

Abdurrahman Öztürk
1960 Trabzon doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Karabük'te tamamladım. 1982 yılında Samsun'a yerleştim..1983 yılında üniversite eğitimi için İzmir'e gittim. Özel sektörde çalışarak 2009 yılında emekli oldum..2011 yılında Samsun'a kesin dönüş yaptım. Samsun'da bir süre "Ekip" gazetesinde günlük yazılar yazdım..bir süre de internet üzerinden yayın yapan "Demokrat Samsun" da yazdım. Samsun'da çeşitli platformlarının şiir etkinliklerine kendi şiirlerimle katkı vermeye çalışıyorum. Yazacağım köşenin ismi en çok ihtiyacımız olan umut üzerine olsun isterim. Umut! Daima!

Bir cevap yazın