ABD, Venezuela’da ne yaptı? Açık açık söyledi: “Kaçırırım, yargılarım.”
Devlet başkanını hedef gösterdi, para ödülü koydu, baskın düzenledi, ülke egemenliğini korsan mantığıyla çiğnedi. Bunun adı hukuk değil; bunun adı emperyal haydutluk.
Bir ülkenin liderini “ödülle” avlanacak adam ilan etmek, mafyanın bile ağzına almayacağı bir cümledir. Ama ABD söyledi. Çünkü emperyalizm artık utanmıyor; pervasız. Petrol varsa hukuk askıya alınır, egemenlik “küresel güvenlik” diye paketlenir, kaçırma “yargı süreci” diye süslenir.
Peki bizim iktidar ne yaptı? Tahmin ettiğiniz gibi: İtidal çağrısı.
ABD bir ülkeye baskın yapıyor, adam kaçıracağını ilan ediyor; bizimkiler diplomatik nezaket peşinde. Emperyalizmin elinde kelepçe, bizimkinin ağzında suskunluk. Sert bir kınama yok, ilkesel bir duruş yok, açık bir meydan okuma yok. Çünkü “denge” dedikleri şey, güçlüye susmak; güçsüze öğüt vermek.
Soralım açıkça: ABD mi itidalsiz, yoksa ona sessiz kalanlar mı sorumlu?
Bir ülkenin egemenliği gasbedilirken susmak tarafsızlık değil, taraf olmaktır. Bugün Venezuela’da “kaçırırım” diyen zihniyet, yarın başka bir coğrafyada “güvenli operasyon” der. Bugün petrol için hukuku ezenler, yarın senin hukukun için tek kelime etmez. Emperyalizm böyle çalışır; önce hedefi suçlu ilan eder, sonra suçu işler.
İktidarın “itidal”i, mazluma değil; emperyalizme hizmet eden bir sessizliktir. Yüksek perdeden konuşulan her iç nutuk, dışarıdaki bu suskunluğu örtmeye yetmez. İlke yoksa, söylem gürültüdür.
İtidal değil; açık tavır gerekir.
Suskunluk değil; net duruş gerekir.
Aksi halde tarih yine yazar: Kaçırdılar. Sustular. Sırayı beklediler.
Küresel güçler asla elini kirletmez. İstedikleri yaptirabilmek için bir deliye ihtiyaç vardı. Trump da bu iş için biçilmiş kaftan. Oy veren kitlelerde biraz olsun demokrasi bilinci olsaydı dünyayı deliler yönetmezdi. Benim artık hiç umudum kalmadı. Bütün insanlar için, adalet duygusu, akıl ve vicdan diliyorum.