Doruk Madencilik olayını size başka bir açıdan anlatayım.
Bu maden işletmesi, daha önce Adularya Madencilik şirketiydi. Adularya, termik santral kurmak amacıyla Çek Cumhuriyeti merkezli bir bankadan 400 milyon Euro kredi çekmişti. Daha sonra devlet, Adularya Madencilik firmasına, sahibinin FETÖ bağlantısı olduğu gerekçesiyle el koydu. Tabii bu süreçte borçlar ödenmedi.
Ardından, Yıldızlar SSS Holding sahibine ait bir varlık şirketi, Çek Cumhuriyeti’ndeki bankadan Adularya Madencilik’in borcunu yaklaşık 100 milyon Euro karşılığında satın aldı. Bu borcu ödemek için de kendi kaynağını değil, Türkiye’deki bir kamu bankasından çektiği krediyi kullandı.
Sonrasında TMSF’ye dönüp, “Adularya’nın Çek bankasına olan borcunu satın aldım, artık bana borçlusunuz” diyerek ödeme talep etti. TMSF de bu borcu yapılandırarak ödemeye başladı.
Daha sonra TMSF, Adularya Madencilik firmasını ihale ile satışa çıkardı. İlginç olan şu ki; ihaleyi kazanan, yine Yıldızlar SSS Holding’e bağlı bir şirket olan Doruk Madencilik oldu. Peki ya ödeme? O da yine bir kamu bankasından çekilen krediyle yapıldı.
Bu arada TMSF, ihaleye çıkmadan önce Adularya’nın tüm borçlarını üstlendi ve şirketi borçsuz bir şekilde satışa sundu. Yani borçlar devlete kalırken; kömür sahası ve termik santral Doruk Madencilik’e geçti.
Ortaya Çıkan Tablo
Yaklaşık 100 milyon Euro’ya devralınan borç, devletten 400 milyon Euro olarak geri tahsil edilmeye başlanıyor. (Rakamlarda küçük sapmalar olabilir; detaylar hafızamda kaldığı kadarıyla bu şekildedir.) 100 milyon Euro Çek bankasına ödeniyor —o da krediyle. İhale bedeli yine krediyle karşılanıyor. Sonuçta şirket, büyük ölçüde kamu kaynakları kullanılarak devralınmış oluyor.
Bu süreçte Çek Cumhuriyeti ile ilişkileri organize eden büyükelçi kim dersiniz? Evet, bildiniz; “Bu Bakara iyi makara, her Cuma bir ayet sallıyorum” sözleriyle tanınan Egemen Bağış.
Sonrasında Doruk Madencilik, “engin” (!) kömür tecrübesiyle üretime başlıyor. Ancak Türkiye’nin en faylı, kırıklı ve en zorlu sahalarından birinde işi ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Zaten nerede doğru iş yaptılar ki?
Üstelik bu holdingin sicili oldukça tartışmalı:
- Kütahya: Türkiye’nin tek gümüş madeni ve Cumhuriyet’in önemli eserlerinden biri olan Eti Gümüş’te barajı patlatan;
- Şebinkarahisar: Kurşun-çinko tesisinde yine baraj sorunu yaşayan şirketler hep aynı holdingin bünyesinde. Yani vukuatları az değil.
Gümüşhane’deki işletmelerinde işçilerin maaşları ödenmezken, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’a helikopter tahsis edilmesi de bu holdingle ilgili hafızalarda yer eden bir başka başlıktır.
Özetle; karşımızda vukuatlı ama bir o kadar da “ayrıcalıklı” bir holding var. Doruk Madencilik işçilerinin direnişini selamlarken, bu süreci de kamuoyunun dikkatine sunmak gerekiyor. Çünkü yaşananlar, şirketin açıkladığı gibi enerji piyasasındaki dalgalanmalar nedeniyle oluşan basit bir ekonomik kriz meselesi değil; kamu kaynaklarına çökme mevzusudur.