Milli Ekonomi Dedikleri Bu Mu?

İsmail Tutoğlu
2 dakika

Bir ülkenin ekonomisi, rakamlardan ibaret değildir. O rakamların arkasında hayatlar vardır. Pazara çıkan emekli, çocuğuna süt alamayan işçi, ay sonunu getiremeyen memur vardır. Ama belli ki bu ülkeyi yönetenler için ekonomi; grafiklerde yukarı doğru giden oklar, ekranlarda dönen süslü cümleler ve gerçeklikle bağını çoktan koparmış bir iktidardan ibaret.
“Büyüyoruz” diyorlar. Kim büyüyor?
Sokakta büyüyen tek şey, insanların borcu.
“İhracat rekor kırdı” diyorlar.
Peki sofradaki ekmek neden küçülüyor?
Ekonomi politikası dedikleri şey, aslında bir tercihler bütünüdür. Ve bu tercihlerin kimden yana yapıldığı, sonucu belirler. Bugün uygulanan politikaların tercihi açıktır: Emekten değil, sermayeden yana. Alın terinden değil, ranttan yana. Üretenden değil, ithal eden düzenin devamından yana.
“Nas” Var deyip faizi düşürüp enflasyonu azdıran, sonra da “bu bir model” diye anlatan bir akıl yürütme ile karşı karşıyayız. Bu modelin adı varsa söyleyelim: Yoksullaştırma modeli. Çünkü sonuç ortada. Maaşlar daha cebe girmeden eriyor. Kiralar uçmuş, gıda fiyatları kontrolden çıkmış. Ama çıkıp hâlâ “sabredin” diyorlar. Sabreden kim? Hep aynı kesim.
İktidarın ekonomi anlayışı, sorumluluğu sürekli başka yerlere atma üzerine kurulu.
Dün “dış güçler”, bugün “küresel kriz”, yarın belki “hava durumu”…
Oysa gerçek çok basit: Yanlışta ısrar eden bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.
Bu ülkede insanlar çalışarak fakirleşiyor. Bu, bir tesadüf değil; bu bir sistemdir. Ücretler baskılanırken fiyatların serbest bırakılması, geniş halk kesimlerinin sistematik olarak yoksullaştırılması demektir. Adına ister “yeni ekonomi modeli” deyin, ister başka bir şey… Sonuç değişmiyor.
Bir zamanlar “itibardan tasarruf olmaz” diyenler, şimdi vatandaşa tasarruf öğütlüyor.
Elektriği az yak, suyu dikkatli kullan, daha az tüket…
Peki saraylardan, ihalelerden, saray şatafatından israf düzeninden kim tasarruf edecek?
Ekonomi sadece matematik değildir; aynı zamanda ahlaktır. Adalet duygusudur. Bugün yaşanan kriz, sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir adalet krizidir. Çünkü yük hep aynı insanların sırtına bindiriliyor.
Ve unutulmamalıdır:
Halkın sabrı sınırsız değildir.
Gerçekler, bir gün mutlaka en yüksek sesle konuşur.
O gün geldiğinde, rakamlarla değil, gerçeklerle yüzleşilecektir.Ve o gün uzakta değildir.

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir