Kamufle Edilen Yoksulluk ve Adaletin Terazisi

İsmail Tutoğlu
2 dakika

Bir ülkenin yoksulluğu sadece cebindeki para ile ölçülmez; susturulan itirazlarla, bastırılan hak arayışlarıyla, eğilip bükülen hukukla da ölçülür. Bugün bu ülkede yoksulluk artık gizlenmiyor, kamufle ediliyor. Üzeri istatistiklerle örtülüyor, rakamlarla makyajlanıyor, ekranlarda “başarı hikâyesi” diye sunuluyor.
Ama gerçek, pazarda fileyi dolduramayan kadının elinde duruyor.
Gerçek, sabahın köründe işe gidip akşam borçla dönen emekçinin yüzünde yazıyor.
Ekonomi ile adalet arasındaki bağ koparıldığında, ortaya çıkan şey refah değil, düzenli bir yoksullaştırmadır. Hukuk, güçlü olanın kalkanına dönüştüğünde ise bu düzen kalıcı hale getirilir. İşte bugün yaşanan tam da budur.
Bir yanda “büyüme” nutukları, diğer yanda büyüyen eşitsizlik…
Bir yanda “hukuk devleti” söylemleri, diğer yanda siyasetin gölgesinde kalan mahkemeler…
Ve tam bu noktada isimler de önem kazanıyor. Çünkü bazı isimler, yalnızca bir kişiyi değil, bir mücadelenin sembolünü temsil eder. üzerine kurulan siyasi ve hukuki baskılar, aslında daha büyük bir gerçeğin parçasıdır: Sandıkta yenemediğini, yargı yoluyla engelleme çabası.
Bu tabloyu görmeden ekonomiyi anlamak mümkün değil. Çünkü yatırımın, üretimin, güvenin temelinde hukuk vardır. Hukukun olmadığı yerde ne yatırımcı kalır ne de vatandaşın yarına dair umudu.
Bugün kamufle edilen yoksulluk, sadece ekonomik verilerle gizlenmiyor; aynı zamanda “normalleştirme” ile görünmez kılınıyor. İnsanlara yoksulluk kader gibi anlatılıyor. “Herkes zor durumda” denilerek, aslında kimlerin daha zor durumda olduğu unutturuluyor.
Oysa bu bir kader değil, tercihtir.
Tercih edilen ekonomi politikalarıyla ücretler eritilirken, tercih edilen hukuk düzeniyle itiraz yolları daraltılıyor. Böylece hem cüzdan hem de ses aynı anda zayıflatılıyor.
Ama tarih şunu defalarca göstermiştir:
Adaletin terazisi şaşsa da tamamen kırılmaz.
Gerçekler bastırılsa da yok olmaz.
Bu toplum, hafızasını kaybetmiş bir toplum değildir.
Kimin ne yaptığını, kimin neyi gizlediğini, kimin neyi savunduğunu günü geldiğinde hatırlar.
Ve umut…
Evet, bütün bu karanlık tabloya rağmen umut hâlâ vardır.
Çünkü bu ülkenin insanı, en zor zamanlarda bile yeniden ayağa kalkmayı bilmiştir. Çünkü adalet talebi, eninde sonunda en yüksek ses olur. Çünkü yoksulluğun kamuflajı, gerçeğin karşısında erimeye mahkûmdur.
O gün geldiğinde, sadece ekonomi değil; hukuk da, adalet de yeniden nefes alacaktır.
Ve belki de ilk kez, bu ülkenin refahı gerçekten herkesin olacak.

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir