“Talan”a Karşı “El Koyma”

AKP İktidarının ve önderlerinin “dava” dediklerinin ne olduğu bunca olup bitenden sonra anlaşılmış olmalıdır.

Birçok sözde aydın, örgüt, çevre, AKP iktidar sürecinin bir demokratikleşme süreci olarak sunuluşuna inandı ve destek oldu.

Bu sürecin bir “karşıdevrim” olduğu, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliklerine dayanan Cumhuriyeti yıkma amacı taşıdığı tüm çabalara karşın anlatılamadı bu çevrelere…

Belki de anlamazlıktan gelindi.

Bugün, gelinen aşamada, dinci-gerici-işbirlikçi-faşist bir diktatorlüğün pençesine düşüldüğü önemli ölçüde anlaşılmaya başlandı.

Yerel seçimlerde alınan sonuçlar bunun kanıtı sayılmalıdır.

Kimi yargı kararları, özellikle Anayasa Mahkemesinin özgürlükçü kararları da böyle bir iklimi yansıtmaktadır.

Yeni parti kurma girişimleri de bu çerçevede değerlendirilebilir.

Görülüyor ki, koşullarda beklenmedik bir farklı değişim olmazsa, AKP İktidarının ömrü bitmiştir.

Zaten, böyle bir iktidarın yapabileceklerinin son sınırına dayandığı da değerlendirilebilir.

Giderayak, bu ülkenin her türlü doğal, ekonomik, tarihsel, kültürel değerlerinin yıkımı ya da talanı biçimindeki hukuk tanımazlıkların hızlarak artışı da, bir tür ganimet paylaşımı görüntüsü vermektedir.

Bu ülkenin içtenlikli inananları da, yurtsever cumhuriyetçileri de artık bilmeliler ki, bunların “dava”sı, dinsel bir düzen filan değildir.

Onu başaramayacaklarını bilmekteler.

Ama öyle bir hedefe yürüyorlarmış görüntüsü altında, aslında Cumhuriyet birikimlerini talan ve yağmalama hedefine kilitlenmişlerdir.

Asıl “dava”ları da budur…

Bir işgal kuvvetinden beter uygulamaları da, bu anlayışın göstergeleridir…

Ülkenin yurtsever, cumhuriyetçi, aydınlık insanları, Cumhuriyet birikimlerinin ve ülkenin doğal ve ekonomik kaynaklarının yağmalanışını büyük üzüntüyle ve çaresizce izlemekte, kimi meslek örgütlerinin, dayanışma topluluklarının açtıkları davalar önleme ya da durdurmaya yeterli olmamaktadır.

Bu gelişmeleri izleyen kimi insanlar, iktidar değişimi sonrasında yitirilen bu kamusal değerlerin geri alınıp alınamayacağını konuşmakta, çözüm aramaktadırlar.

Bir kesim ise, kamulaştırma yoluna gidilebileceği inancındadır.

Bu anlayış, söz edilen ve özünde bir tür “talan, yağma, gasp ve peşkeş…” sürecinin karşılığı değildir…

Çünkü, “kamulaştırma”, meşruiyet içinde ve hukuksal yollarla edinilmiş mülkler için başvurulması gereken bir kamusal ve hukuksal eylemdir.

Oysa, bu iktidar döneminde, kamu mal ve kaynaklarının hukuksal hiçbir dayanağı olmayan düzenlemelerle talanı, yakına, yandaşa peşkeş çekilişi söz konusudur.

Bu durumda, kamulaştırma şöyle dursun, doğrudan “EL KOYMA” ve haksız işletim ve kullanım gelirleriyle yol açtıkları yıkımların da tazmini yoluna gidilmesi gerekir, öyle yapılacaktır…

Başkaca bir yola gidilmesi, bir tür suç örtbas etme,  hatta suç ortaklığı anlamına gelir…

Tüm, cumhuriyet düşmanlarına, talancı, yağmacı, gaspçı… suç örgütü yönetici ve ortaklarına duyurulur ki, hesaba çekilecek, karşılığını misliyle ödeyeceksiniz…

Bilesiniz…

Feyzi Coşkun
Ankara'da yaşıyor.

Bir cevap yazın