Büyük Resmi Göremeyenlerin Küçük Hesapları: CHP’de Direniş mi, Teslimiyet mi?

İlknur Ünsal
4 dakika

Görünen o ki, “aparatlar” yavaş yavaş sahneye çıkmaya başladı. İnsan izlerken hayretler içinde kalıyor; siyaset biliminin en temel ilkelerini bile hiçe sayan bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız. İktidarın değirmenine yıllarca su taşıdığı, adeta onun bir aparatı olarak hareket ettiği bugün artık gün gibi aşikâr olan, sokağa çıktığında halkın haklı tepkisiyle karşılaşan bir figürün arkasına dizilmeyi düşünmek… Soruyorum size; bunun neresi akla, neresi bilime, neresi siyasi şerefe sığar?
Üstelik bu tasfiyeyi ve biati meşrulaştırmak için delegeye hakaret etmek, suçlayacak başka hiçbir şey kalmamış gibi tüm faturayı tabana kesmek hangi siyasi ahlakın ürünüdür?
Bir de o sığ, o vizyonsuz savunma mekanizması var: “Başka parti kurulmayacak, ne yapalım?”
Eee, sonra? Ülke uçurumun kenarına gelmişken, biz sırf “başka parti kurulmuyor” diye susup oturalım mı? CHP’nin bize miras kalan koltuğu, kapısı, penceresiyle yetinip kendi dalgamıza mı bakalım?
Bu Memleket Bizim, Bu Sorumluluk Hepimizin
Şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Bu ülkeye hizmet etmek, mevcut direnişi en güçlü şekilde ayakta tutmaktan geçer. Hatta bu hizmet ve sorumluluk sadece CHP’lileri de bağlamaz; her Türk vatandaşının omuzlarındaki tarihi bir yüktür. Bu milletin tam bağımsız bir Türkiye’yi yeniden inşa edebilmesi için, bu direnişi bir “topyekûn seferberlik” aciliyeti ve ciddiyetinde ele alması şarttır.
Çünkü ABD işbirlikçiliğinden nemalanmayan, muhafazakâr ve düz AK Partili vatandaş için bile Kılıçdaroğlu’nun yarattığı o siyasi ihanet tablosu, ülkenin dengelerini sarsacak düzeyde ürkütücüdür. Durum bu kadar netken, bir CHP’li olarak hâlâ o eski anlayışın arkasına dizilmeyi tahayyül etmek, kelimenin tam anlamıyla sağlam bir “sütübozukluk” gerektirir.
Makro Vizyon ile Mikro Siyasetin Savaşı
Ha, derseniz ki: “Hocam yürü git; ne devleti, ne milleti? Dünya artık dev şirketlerin parsellediği bir mülk, Türkiye de bu küresel filmde küçük bir kasaba mesabesinde…”
Ona bir şey diyemem. Evet, küresel makro siyasetin vizyonu ve dayatması budur. Ancak bu kirli düzenin mikro siyasette henüz tam bir karşılığı yoktur ve halkın içindeki o direniş noktalarını aşamadıkları sürece bu küresel hegemonyanın meşruluğu da olamayacaktır. İnsanı sadece ekonomik hacmiyle, cüzdanıyla etiketleyen bu vahşi sistem, insanın o kadim “anlam arayışı” ile son savaşını henüz vermedi.
Postmodernizmle kitlelerin bilincini sakatladıkları doğrudur; fakat bu sakatlığın doğurduğu şey büyük bir toplumsal huzursuzluktur. Dolayısıyla, o en zor zamanlarda ortaya çıkacak olan kolektif irade, yarın herkesi şaşırtabilir! Bu millet, CHP’deki bu namuslu direnişi sahiplenip dünya tarihine geçecek bir destan daha yazabilir. Zaten bunu yaparsa, yine sadece milli duyguları çok güçlü olan ve atadan gelme genetik örgütlenme yeteneğine sahip Türk milleti yapabilir. Bugün Epstein skandallarında gördüğümüz o çürümüş dünya ahlakına meydan okumaya kadar uzanır bu direnişin anlamı ve ehemmiyeti. Mesele basit bir CHP içi klik kavgası değildir.


Aklını Başına Alması Gerekenler

Peki, gelelim can alıcı soruya: Bu vizyonu kurarak siyaset yapacak o “Lider” nerede?
Bizim, bu en kritik günlerde vizyoner pozisyon alabilecek parlak zekaları genel kurullarda taşlayıp ahlaksız ilan eden; kendi şahsi hırsları ve kavgaları uğruna derneklere, örgütlere liyakatsiz isimleri başkan seçtiren “komutanlarımız” var! Ülkenin bu tarihi dönemecinde, sırf karısının vekil olma sevdasına ebedi siyasi itibarsızlığa razı gelmiş sözde duayenlerimiz var!
Acaba o fildişi kulelerinde oturanlar hiç düşünüyorlar mı? Üç yıldır cebinden, sağlığından, çoluğundan çocuğundan ve zamanından harcayarak sokak sokak, kapı kapı gezen o vekil adayları neden direniş saflarında yer almayı seçiyor? Üstelik görevden alınan il başkanları tarafından çalışmaları sabote edilmiş, önleri kesilmiş olmasına rağmen?
Çünkü onlar, o koltuk sevdalılarının aksine, net ve kararlı bir şekilde demokrasinin, bu milletin ve bu toprakların geleceğinin mücadelesini veriyorlar. Koltuk sevdalıları bu mücadeleyi karalama ve sükûnet çağrısı yapmaktalar bahaneleri de partinin yıpranmasını önlemek, tam aksine CHP’nin ve bu ülkenin antidemokrasi ile bünyesi hiçbir şekilde barışık olmayanları ülkedeki tüm çürümüşlüğün her parti her yapıdaki kanıksanmış haksızlıkların saltanatını sarsıcı bir güce sahiptir!

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir