Türkiye’de son dönemde yaşanan okul saldırıları hepimizin yüreğini dağladı. Çocukların güvenli olması gereken yerlerde hedef haline gelmesi, sadece bireysel değil toplumsal bir travmadır. Ancak tam da bu yüzden, bazı çevrelerin “bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlanmasın” önerisi, iyi niyetli görünse bile temelden yanlıştır ve hatta tehlikelidir.
Çünkü bu bayram, sıradan bir şenlik günü değildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu gün, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan eden bir iradenin simgesidir. Çocuklara verilen değer, geleceğe duyulan inancın ifadesidir. Şimdi soralım: Çocukların hedef alındığı bir dönemde, onların bayramını iptal etmek mi gerekir, yoksa daha güçlü sahiplenmek mi?
Bayramı iptal etmek, saldırganların yarattığı korku iklimine teslim olmaktır. Bu, açıkça “başardınız” demektir. Oysa toplumlar, travmalar karşısında değerlerine daha sıkı sarılarak ayakta kalır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı günü çocuklara armağan eden bir tarihsel bilinç, bugün geri adım atmayı değil, daha gür bir sesle “buradayız” demeyi gerektirir.
Elbette kutlamalar gözden geçirilebilir. Gösterişli, ölçüsüz etkinlikler yerine; anma, farkındalık ve dayanışma temalı programlar yapılabilir. Saldırılarda hayatını kaybedenler anılır, güvenli eğitim ortamları için somut talepler dile getirilir. Ama bayramı tamamen ortadan kaldırmak, çözüm değil; aksine toplumsal direnci zayıflatmaktır.
Unutmayalım: Bayramlar sadece neşenin değil, aynı zamanda direncin ve ortak değerlerin günüdür. Çocukların korkuyla değil umutla büyümesi için, onların bayramını ellerinden almak değil, daha anlamlı kılmak gerekir.
Karanlığa karşı verilecek en güçlü cevap, ışığı söndürmek değildir. 23 Nisan’ı iptal etmek değil, daha bilinçli, daha güçlü ve daha kararlı şekilde sahiplenmek gerekir. Çünkü bu bayram, sadece çocukların değil, bu ülkenin yarınlarının teminatıdır.