24 Ocak’tan 12 Eylül’e: Suskunluk Ekonomisi, Kanlı Siyaset

İsmail Tutoğlu
3 dakika

Türkiye’nin yakın tarihi bir tesadüfler zinciri değildir. 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan, 12 Eylül darbesiyle mühürlenen ve Uğur Mumcu’dan Bahriye Üçok’a, Muammer Aksoy’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya uzanan bir kanlı hat vardır. Bu hat, “yan yana gelmiş olaylar” değil, emperyal aklın planlı yürüyüşüdür.
24 Ocak kararları neydi?
Türkiye’ye “acı reçete” adı altında dayatılan, emeği ucuzlatan, devleti küçülten, kamuyu tasfiye eden ve ülkeyi sıcak paranın oyuncağı haline getiren neoliberal bir teslimiyet programıydı. IMF ve Dünya Bankası imzalı bu programın uygulanabilmesi için demokrasi fazlaydı, sendikalar engeldi, muhalefet ise düşmandı.
İşte tam bu yüzden 24 Ocak kararları sandıkla değil, postalla korundu.
12 Eylül darbesi, sadece bir askeri müdahale değil; 24 Ocak’ın silahlı bekçisiydi.
Kenan Evren’in arkasında kimler vardı, bugün hâlâ konuşmaktan korkuyoruz. Ama ABD’li yetkilinin “Bizim çocuklar başardı” sözünü de unutmadık. O “çocuklar”, grevleri yasakladı, sendikaları dağıttı, üniversiteleri YÖK’le zincire vurdu. Ama en önemlisi: aydınları susturdu.
Çünkü bu ülkenin Atatürkçü aydınları tehlikeliydi.
Uğur Mumcu tehlikeliydi.
Bağımsızlığı yazıyordu.
Silah–uyuşturucu–tarikat–istihbarat ilişkilerini deşiyordu.
“Bu düzen kime hizmet ediyor?” diye soruyordu.
Ve bu soru, emperyalizm için her zaman ölümcüldür.
Uğur Mumcu’nun katledilmesi, münferit bir suikast değil; 12 Eylül sonrası inşa edilen suskunluk rejiminin devamıdır. Darbe tankla susturdu, suikast bombayla tamamladı. Aynı hedef, aynı çizgi: Atatürkçü, laik, bağımsız Türkiye fikri.
Bugün hâlâ “faili meçhul” denilen cinayetlerin faili bellidir. Tetiği çekenler değişse de, yönlendiren akıl aynıdır. Soğuk Savaş artığı kontrgerilla mekanizmaları, siyasal İslam’ın palazlandırılması, solun ve Kemalist düşüncenin tasfiyesi… Hepsi aynı dosyanın içindedir.
24 Ocak’ta ekonomi teslim edildi.
12 Eylül’de siyaset teslim alındı.
Sonra sıra hafızaya geldi.
Uğur Mumcu’nun arabasına konan bomba, sadece bir gazeteciyi değil, bu ülkenin gerçeği öğrenme hakkını hedef aldı. Bugün hâlâ “bağımsızlık” kelimesinden rahatsız olanların kökleri işte oradadır.
Ve şimdi çıkıp “yerli ve milli” nutukları atanlara sormak gerekir:
24 Ocak’ı kim yazdı?
12 Eylül kimin işine yaradı?
Uğur Mumcu neden öldürüldü?
Bu sorulara dürüstçe cevap veremeyenlerin, bu ülkeye demokrasi dersi verme hakkı yoktur.
Uğur Mumcu yaşıyor olsaydı şunu yazardı:
“Emperyalizm silahla değil, bazen ekonomi programıyla; bazen darbeyle; bazen de suikastle gelir.”
Biz de bugün aynı gerçeği haykırıyoruz:
24 Ocak’ın hesabı sorulmadan, 12 Eylül’le yüzleşilmeden, Uğur Mumcu’nun katilleri bulunmadan bu ülke özgür değildir.
Ve unutmayın:
Bir ülkeyi işgal etmek için tank göndermek artık gerekmiyor.
Bazen bir ekonomi paketi, bazen bir darbe bildirisi, bazen de susturulmuş bir gazeteci yeterlidir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Atatürkçüler tam bağımsız Türkiye demeye devam ediyor.

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

Samsun Umut

Uygulamada Aç
YÜKLE