Üstünlerin Hukuku

Demokrasi ;uygarlık tarihinde insanoğlunun geliştirdiği en gelişmiş yönetim biçimidir-şimdilik-

Ancak bu sürecin Evrensel ölçeklerde kabul edilmesi oldukça zorlu geçmiştir-geçmektedir- tıpkı ülkemizde olduğu gibi dönem dönem kronik kanserli hücreler gibi nüksetmekde, toplumsal kırılmalara neden olmaktadır.

Demokrasinin yerleşemediği toplumlarda hukuk, hukukun üstünlüğü hep tartışılagelmiştir. Böyle toplumlarda hukuk göstermeliktir.

Devlet erkini ellerinde bulunduranlar, hep “ben”ci davranmışlar; çıkar ve yetkilerinin sınırlandırılmasını içlerine sindirememişler; hukukun üstünlüğüne bir türlü dayanıklılık gösterememişlerdir.

Bu kez kendi hukuklarını kendileri oluşturma yoluna gitmişlerdir. Böylece de “hukukun üstünlüğü” yerine, “üstünlerin hukuku”nu oluşmaya başlamıştır.

Üstünlerin hukuku, bizim gibi henüz çağdaşlaşamamış, geri kalmış toplumlarda ortam bulabilmektedir. Çünkü böyle toplumlarda “yurttaşlık bilinci” çağdaş bir boyut kazanamamıştır.

Kişi ya da toplumlar, feodal yapılanmalardan, aşiret bağlarından, tarikat ve cemaat ilişkilerinden kurtulamamışlar, “kul” ya da “tebaa” anlayışının katı dişlilerine sıkışıp kalmışlardır. Bu yapılanma içindeki toplumlarda akıl, bilim, çağdaş hukuk, çağdaş demokrasi, hep gerilerde, hep arka planda yer almıştır.

Yurttaşlık bilincinin çağdaş boyut kazandığı toplumlarda ise, üstünlerin hukuku anlayışının yaşam bulabilmesi asla olası değildir.

Çünkü orada akıl, bilim egemendir; çağdaş evrensel hukuk ve demokrasi kuralları geçerlilik kazanmıştır; kul ve tebaanın yerini “yurttaş, vatandaş” almıştır.

Bunlarsa feodal, aşiret, tarikat ve cemaat yapılanmalarının katı kabuklarını kırmışlar, birer “özgür birey” olarak çağdaş toplumu oluşturmuşlardır. Bu toplumların demokrasisi ise çağdaş demokrasilerdir.

Son 35 – 40 yıldır, ülkemizde, özgür bireyler yetiştirilmemesi için adeta olağanüstü çabalar gösterilmiştir. 12 Mart, 12 Eylül süreçleri ve daha sonraki evreler, bunun en somut örnekleriyle doludur.

Bu süreçlerde feodal yapının kırılması, cemaat ve tarikat yapılanmalarının önünün kesilmesi için hiçbir çaba gösterilmemiş; aksine bu yapılanmalar olabildiğince desteklenmiştir. Ulusal gelirden ulusal eğitime ayrılan payın yıldan yıla azalmasının, ulusal eğitim dizgesinin dinselleştirilerek, gittikçe çağdaşlıktan uzaklaştırılmasının asıl nedeni de bu değil midir? Emperyal güçler de bu çarpıklığın yoğun destekçisi olmamışlar mıdır?…

Belleğimizi zorlarsak muktedirin göreve geldiği yıllarda tüm yerli ve yabancı basın organlarının önünde yaptığı anlı şanlı “BALKON” konuşmalarında hukukun üstünlüğü konusundaki anlayışını bangır bangır bağırarak vaz etmişti; “…

Bundan sonra 81 milyonun yaşam tarzının teminatı bizatihi benim…”diye hönkürürken benim necip halkım “hüloğğğ naraları ile mazrufa değil zarfta takılı kalmıştı her zaman olduğu gibi…

Oysa ;hukukun teminatı sadece ve sadece yasalardır. ve o yasalar gücünü sadece ve sadece HALKTAN alır.

Her ne olursa olsun ben yaşadığımız bu süreci demokrasimiz adına olumlu olarak yorumluyorum bizim gibi toplumsal gelişimini olağan süreç içinde yaşamadan kurmuş toplumlarda bunlar yaşanacaktı,yaşanıyor.

Emin olun mahdum BİLAL’in oğlu bile gün gelecek dedesinin yaptıklarından utanç duyacaktır.

Unutulmamalı;HUKUK BİR GÜN HERKESE LAZIM OLUR.

Bir cevap yazın