Türkiye Cumhuriyeti’m (T.C.)

Bu memleketin ekmeğini yiyen, suyunu içen, havasını soluyan memleketim insanı başlığı okuyunca ne düşünüyor, hangi duyguları hissediyor yüreğinde ve beyninde çok merak ediyorum.
Merak ediyorum çünkü birileri bundan rahatsız ve ben rahatsız olanlardan rahatsızım.
Bugün (29.11.2018) TBMM’de bulunan bir parti (İYİ PARTİ) tarafından; kamu kurumları tarafından kullanılması zorunlu olan ancak mevcut iktidar (AK PARTİ) tarafından, bundan yıllar önce kanunla kullanılması yasaklanan T.C. (Türkiye Cumhuriyeti) kısalmasının tekrar kullanılması için mecliste kanun teklifi verdi.
Ancak; iktidar partisi ki zaten bu yasağı getiren parti “red” oyu verdi. Kendisini Milliyetçi ve ülke bekasının bekçisi sanan diğer parti (MHP) “çekimser” kaldı, terör partisi olduğu iddia edilen ancak benim ve benim gibi düşünenler için kutsal olarak değerlendirilen TBMM’de yıllardır vekil bulunduran diğer parti (HDP) de “çekimser” kaldı, CHP ise “evet” oyu verdi. Sonuç olarak teklif reddedildi.
Red oyu veren (AK Parti) ve çekimser kalan parti (MHP) vekillerinin açıklamaları ise İyi Parti’nin bu teklifini siyasi oy kaygısı için yaptığı gibi anlamsız ifadelerle doluydu. Bir parti kutsalımız olan bu ifadeden ne gibi çıkar beklerdi…
Bunda çıkar olmuş olsaydı, bu çıkarı kendi menfaatleri için sırf biraz daha fazla oy alabilmek adına çooook önceden kullanacak malum partilerin olduğu aşikâr iken, neden bu şansı! kullanmamışlardı da daha yeni kurulan bir parti sözüm ona bu küçük hesap peşinde koşmak zorunda kalmıştı, anlamak mümkün değil.
Red oyu veren ve çekimser kalan partiler : AK Parti-MHP-HDP…
AK Parti ve MHP “yerli ve milli” ittifak yapıyorlar, CHP ve İyi Parti ise HDP ile ortak hareket ediyorlar iddiasıyla zillet ittifakı yapıyor şeklinde ortalıkta avazları çıktığı kadar bağıran parti liderleri ve bunların peşinden giden, her söylenileni çılgınca alkışlayan, gözyaşı döken bir grup garip Türkiye Cumhuriyeti (T.C.) vatandaşı olma iddiasında ki insanlar. Anlamıyorum, anlayamıyorum… kimsiniz, ne istiyor, neyin peşindesiniz…
“Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” dediği iddia edilen o güzel insan Hz.Mevlana ve onun mirasına sahip çıktığını söyleyen ama tutum ve davranışlarına anlam verilemeyen bir grup insan… Ve bu garip insanların temsilcileri tarafından yönetilen güzel ülkem. Üzülmemek elde mi?
Bunlar hem inanıyoruz diyorlar, hem milliyetçiyiz diyorlar ve %99’unun Müslüman ve Türk olduğu güzel ülkemde T.C. kısaltmasından rahatsız oluyor, kullanılmasını yasaklıyorlar.

Aklı, vicdanı, ruhu sorguluyorum, bunları koyacak bir yer bulamıyorum. Kutsal insanları, yaptıklarını, yaşayışlarını, Kutsal Kitabımızı inceliyor ve kendimden çok, bunlar için üzülüyorum. Günah işliyor, menfaatleri için yaşam sürüyorlar ama Yaradan’ı aldatmak mümkün mü, hesabı nasıl verecekler, hiç korkmazlar mı, utanmazlar mı acaba, diye düşünmeden edemiyor ve onalar gibi günaha girmemek, günahkar olmamak için Yaradan’ıma sığınıyorum.

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” Bakara Suresi, 256. Ayet.

“Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar.” Kamer Suresi, 55. Ayet.

“Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.” Bakara Suresi, 269. Ayet.

“Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.” En’am Suresi, 126. Ayet.

“Bu iki grubun örneği; kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Örnekçe bunlar eşit olur mu? Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” Hud Suresi, 24. Ayet.

Yukarıda bazı ayetlere özellikle yer verme gereğini duydum, belki biraz olsun yaptıkları, yaşadıkları ve yaşattıkları karşısında düşünürler diye.

Her namaz kılan değil elbette ama namaz kılıyorum gibi yaparak kendini dindar gösteren ve nihayetinde kendini de inandıran zavallılar; “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar.” şeklinde Nisa Suresi, 142. Ayetinde apaçık hüküm olmasına rağmen, her namaz kılana inanmamızı beklemek, kılmayanları aşağılamak, dışlamak kimin haddine düşmüş ki yanlış yola gitmekte, yanlışta ısrar etmektesiniz.

“Ve Kur’an’ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: “Ben yalnızca uyarıcılardanım.” Neml Suresi, 92. Ayet hükmü ortadayken, bir kez evine kitap almayan, kutsal kitap neyi emrediyor diye merak edip okuyup, anlamaya çalışmayan insanın hata yapması, hatalarla dolu hayatı yaşamasının bedeli ağır olacaktır elbette.

Dinde zorlamanın olmadığı, yalnızca uyarıcı olmak maksadıyla kutsal kitap gönderilen kutsal bir dinin mensubu olup ta, nasıl bu kadar dışlayıcı, ayırıcı, ayrıştırıcı olur insan anlamak mümkün değil.

Bir tarikat yurdunda 11 küçük yavrunun yanarak can verdiği dava da tutuklu hiçbir insanın olmaması üzerine Meclis Araştırma Komisyonu kurulması teklifini reddeden yine aynı parti vekilleri ve bunları oylarıyla vekil yapan insanlar, hiç mi okumaz, hiç mi korkmazsınız hesap gününden.

Hükümet olan parti vekillerinden biri çıkıp meclis kürsüsünde, ülkemizdeki çocuk sayısına göre 11 çocuğun ölmesi (yanarak!!!) normaldir diyebiliyorsa eğer, bu adama ve bunu vekil yapanlara Yaradan hesap sormayacak mı sanırsınız. Herkesin inancı kendine, ama ben sizin inancınızı sorgulamadan edemiyorum kardeşim, aklım, vicdanım sorgulamadan, sus pus oturmama, yaşamama müsaade etmiyor. Çok şükür düşünen bir aklım, gören gözlerim ve hepsinden önemlisi Allah sevgisi ve korkusu olan bir vicdanım var. Yaradan’a güzel ahlak sahibi bir kul olmaktan başka hiçbir beklentisi olmayan ben üzülüyorum ve uyarma görevimi yerine getirmeye çalışıyorum.

Yine Gebze’de bir köprü inşaatında yaşanan olaydan dolayı hayatını kaybeden işçilerimiz-insanlarımız var. Ve yine aklın, mantığın ve vicdanın alamayacağı bir kararla, yerel mahkeme yayın yasağı getiriyor. Kimden, neyi saklıyorsunuz, neyi öğrenmemizi istemiyorsunuz diye sormak ve maalesef şüpheye kapılmaktan kendini alamıyorum.

Her gün maalesef binlerce suçun işlendiği ülkemde bir türlü karar veremeyen hukuk adamları-temsilcileri bu tip olaylar olunca saat dolmadan karar verebiliyor ve benden adalete ve adaleti temsil etmek için milletin ödediği vergilerle devletten maaş alanlara ve bunların kararlarına sorgusuz – sualsiz güvenmem nasıl bekleniyor. Kul hakkı yiyorsunuz ey adaletin, hakkın, hukukun temsilcileri bilin bunu ve hesap gününden korkun. Bu dünyada kazandığınız makamlar, banka hesaplarınız, malınız, mülkünüzle sorguya çekilmeyecek, gömülmeyeceksiniz, neyin peşindesiniz, kim için, ne için yaşıyorsunuz…

Güzel ülkemin güzel insanları için güzel konulardan bahsetmeyi çok istiyorum ama yaşananlar, yaşatılanlar buna şimdilik müsaade etmiyor maalesef.

Ayetlerde hükümler olduğu halde okumayan, bilime önem vermeyen, araştırmayan, körü körüne birilerine bağlanan, kişisel menfaatler peşinde koşan, uyarmak yerine inatlaşmayı, ayrıştırmayı tercih eden veya bu tip insanlarla beraber yürüyen ülkemin güzel insanları, başınızı iki elinizin arasına koyup düşünme vakti geldi geçiyor bile.

Yaradan’nın verdiği aklı kullanmak, gönderdiği kutsal kitabı anlayarak okumak, yine Hz.Peygamber’in ve yol arkadaşlarının hayatını bilerek yaşamaya çalışmak yeterli olacaktır, yeter ki sen doğruyu bulmak, güzel ahlak ile yaşamak iyi niyet ve maksadında ol.

İyi niyetli ve maksatlı olursan eğer “T.C.” kısaltmasından değil, bu kısaltmaya karşı olanlardan rahatsız ve doğru yolda olursun.

Aklını ve vicdanını kimseye emanet etme, mezarda ve sorguda yalnız olacağını, makamla, mevkiyle, parayla değil, bunlara nasıl sahip olduğun ve nasıl kullandığınla sorgulanacaksın unutma…

Bir hurma ile aylarca oruç tutan, kuru bir ev, bir hırkadan başka malı mülkü olmayan Hz. Peygamber’in dinini yaşadığını, yaşatmaya çalıştığını iddia ediyorsan itibarda tasarruf olmaz diyenlerle yan yana olma, itibarda tasarruf olmaz diye harama el uzatma.

Sonuç olarak; tarafını doğru belirlemek için ilk önce oku, sonra tekrar oku ve hep okuyarak, araştırarak öğren ve öğrendiğin doğrularla, bedel ödemek pahasına yaşamak görevini hakkıyla ifa eden insanlardan ol. Kimseden bir şey bekleme, önce sen sen ol, sonra başkalarını sorgula. Ağzından çıkan söz sana ait olsun, başkalarının ağzıyla, doğrularıyla konuşma, yaşama, menfaat beklentisi içinde olma. Çünkü sen, ancak bu şekilde başkası olmaktan kurtulur gerçek sen olursun ve gerçek değerin ortaya çıkar.

Kendini değersiz yapan da değerli yapan da yalnız sensin, unutma…

Ve ben, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Hz.Peygamber’in yolunda yürüme gayreti içinde, gerçek ben olduğum inancımla T.C. vatandaşı Sedat DAĞDELEN’im diyebiliyorum.

Peki ya sen diyebiliyor musun… 29.11.2018

Bir cevap yazın