Şiirin Yolunda Adım Adım: İbrahim Coşar’dan Çoşari’ye Gidiş

İlk önce bir lise öğrencisinin hevesliyle başlarsın şiire. 1968 yıllarında Çarşamba lisesi’nin Türkçe öğretmeni olan ve bu gün bile öğretmenliğini benden esirgemeyen Kazım MEMİÇ öğretmenimizin çıkardığı OYDAŞ isimli okul dergisinde yayınlanır umuduyla yazıyorduk şiirlerimizi, öykülerimizi. Yazdıklarımızın dergide yayınlanması ya da yayınlanmaması o kadar önemli değil. Önemli olan şu ki; Kazım MEMİÇ, bizlere okuma sevgisinin yanında yazma sevgisini de o yıllarda aşıladı.

Lise yıllarında şiir yazmak için birçok nedenimiz vardı. Âşık olmuşuzdur sevdiğimiz kıza şiirler yazarız. Belli bir ideolojik görüşe yakınlık duymuşuzdur,  özgürlük, barış için şiirler yazmışızdır. Acıya düşmüşüz yazmışızdır, aşka düşmüşüz yazmışızdır, hasrete düşmüş yazmışızdır, isyana düşmüşüz yazmışızdır.

Öğrencilik bitmiş, askerlik denen kutsal görev başlamıştır. Hasret kaldıklarınıza anne babanız ve tüm akrabalarınız da katılmıştır. Her mektup da şiirsel bir şeyler karalamışınızdır. Kıbrıs Barış Harekâtı’nı silah altında yaşamışsınızdır. Vatan, millet, bayrak temalı hamasi şiirleriniz doldurmuştur günlüklerinizi.

Memuriyete başlamışsınızdır, evlenmişsinizdir, çocuklarınız olmuştur. Onların size yaşattığı mutlu günlerin anısını işlemiştir kalemleriniz. Başarılarının yaşattığı gururla alısınız kalemi elinize, şiir niyetiyle başlarsınız yazmaya:

 

BABANIN GURURU 

Kızım Funda’ya 

İçimi bambaşka duygular sardı,
Ödülünü alırken biricik kızım.
İnan yüreğime dünya sığardı,
Seni zirvelerde görünce kızım 

Stat da en mutlu olanı bendim,
Bana mutluluğu verense sendin,
Umudum, güvencem, yarınım sensin,
Sevginle doluyum biricik kızım. 

Saygım var sizleri yetiştirene
Eğitip öğretip bize verene,
Bana her zamanda gurur verene
Kul köle olmaya hazırım kızım. 

Nisan 1988

 

Hayat uzun zaman meşgul etmiştir seni. Yazı yazmayı da unutmuşsundur, şiir yazmayı da. Bir memur maaşıyla ayakta durmanın telaşı ve kavgası duygusal yönünüzü köreltmiştir uzun zaman. Çocukların büyümüş, üniversiteli olmuştur. Sorunların çoğalmış, çocuk yaşlardayken senin peşine gelenlerin peşine bu kez sen gitmeye başlarsın. Çarşamba’dan Samsun’a taşınırsın ömrünün 48 nci yılında.

Ömrünün tamamını küçük şehirlerin o sıcak insani ilişkileriyle geçirmiş, dostluğun ve arkadaşlığın daha sıkı fıkı yaşandığı Çarşamba’dan, insanların birbirine güveni kalmamış büyük şehre, aynı bina altında yaşadığın halde birbirini tanımayan, selamlaşmayan insanların arasına geliyorsunuz ve birdenbire yalnızlığın ortasına atılıyorsunuz.

Zamanla çocuklarınız da okullarında mezun olunca; kimi atanarak, kimi evlenerek yuvadan uçmuşlar. Yalnızlığın daha da büyümüşken, bir zamanlar resim yaptığınızı, yazı yazdığınızı ve şiir yazdığınızı hatırlıyorsunuz. Önce fırçayı alıyorsunuz elinize sonra kalemi. Yaptığınız ya da yazdığınız aslında kendinize aradığınız yeni bir yoldur. Bazı yollar zamanla çıkmaza girer, bazen de ulaşılmaza. O anda teknoloji yetişir imdadınıza.
 

SOKAK LAMBASI VE ŞAİR 

Sokak lambası gibi yol boyu kenardayım
Arnavut kaldırımı kıvrım kıvrım dönüyor
Sevdanın ateşinde kavrulmuşum, hardayım
Pervanem yaklaştıkça sevdasından yanıyor 

Pervane derki aşkın nuruna yorgun düşsem
Sokak lambalarının ışığına üşüşsem
Yasaklar ülkesinde yasaklımla görüşsem
Umudum tükeniyor gözüm nuru sönüyor 

Gönlümü gizli aşkın uğrunda paralarım
Her sabah yüreğimden bir şeyler karalarım
Kâğıt kesiği gibi sızlarken yaralarım
Kabuğunun altından içten içe kanıyor 

Zemheri de eserken ayrılığın rüzgârı
Aratıyor hayaller kurduğumuz baharı
Coşari, yorgun yürek kaybettiğinde yâri
Gözümden akan yaşlar kirpiğimde donuyor 

 

İnternet de birkaç şiir siteleri ile tanışırsınız. Şiirleri okursunuz, yıllar önce yazdıklarınız gelir aklınıza. Sararmış defter sayfaları arasında bulursunuz yazdıklarınızı. Bunlarda benim şiirlerim diye yayınlarsınız sitelerde. Bir sürü olumsuz tepkiler alırsınız şiir sitelerindeki şiir sever arkadaşlarınızdan veya şair dostlarınızdan. Gururunuzun incindiği çok zamanlar olur.  Hırs yaparsınız kendinize. Başlarsınız kendinizi yetiştirmeye.

Şans bazen size de güler. Yıllar önce size şiiri ve yazı yazmayı sevdiren öğretmeninize rastlarsınız. Bir başka şansınız ise “ Samsun Şiir Akşamları” şiir dinletisinde, Samsun da eli kalem tutan şair dostlarla tanışmanız olur. Bu kez daha iyiyi yazma hevesi sarmıştır duygu yüreğinizi. Yaşadığınız duygusal mutluluklar, duygusal travmalar, ayrılıklar, hasretlikler, memleket meseleleri; kaleminize ha bire fazla mesai yaptırır.

Önceleri eleştirilerin verdiği hırs, bu kez yazdıklarınızın takdir görmesi ile daha çok yazma hevesi vermeye başlar. Hele de eserlerinin çeşitli yarışmalarda derecelere girmesi ya da yayınlanabilir bulunması,  bir başka şevk ve heyecan vermeye başlar.

Artık yalnızlık sendromundan kurtulmak için yazmıyorsunuzdur şiirleri. Güzele, daha güzele varmak için duygularınızı yazar olur kaleminiz. Bu esnada üç kitabınız merhaba der okuyucusuna. Birincisi DUYGU DAMLALARI, ikincisi KIZIL BİR DÖNGÜ SEVDA, üçüncüsü ise ÇİZGİNİN ÖTEKİ YÜZÜ.   Adını UÇURTMAM UÇAĞA TAKILDI koyduğunuz dördüncü kitabınız ise Şubat 2018 ayı içinde bizlerle birlikte olacaktır kısmetse.

Ve işin en güzel tarafı, şehrinde uluslar arası şiir günleri düzenlenir davet edilirsin, şiir etkinliklerine davet edilirsin, Kitap fuarlarına katılırsın, oradaki etkinliklere davet edilirsin. Okullardan söyleşiler için davet alırsın. Bu ne demek bilir misin? Bu, “Ben şairim” demenin dışında “Şair Coşari” olma yolunda belli bir yol kat etmişsin demektir. Büyük bir coşkuyla ve de özgüvenle çıkarsın öğrencilerin karşısına. Konuşmana başlamadan önce yıllar evveline gider gözlerin. OYDAŞ dergisi için yazdıkların gelir aklına. Sevdiğin kız için yazdığın kısa şiirleri, teneffüste defterinin arasına bırakmalarını anımsarsın ve öyle başlarsın konuşmana.

Bu söyleşi esnasında her zaman ki gibi yanında can dostum dediğin şair ve âşık arkadaşların vardır. Öğrencilerin coşkun alkışları ile bitmiştir söyleşin. Yürürsün ama ayakların yere basmaz. Evine geldiğinde kendine gelebilirsin ancak.

Teşekkürler yüreğim, teşekkürler kalemim, teşekkürler şiir. Binlerce teşekkür.

Saygılarımla.

 

COŞARİ’DEN ŞİİRLER

 

BEBEĞİM 

Varlığınla tüm dünyama ışıdın,
Babalığa pişiyordum bebeğim!
Ölümünle beni hüzne taşıdın,
Yokluğunla üşüyorum bebeğim! 

Sen toprakta böyle yatarken sessiz;
Yürüyorum sabah akşam adressiz;
Senden sonra kalakaldım nefessiz;
Sanma ki ben yaşıyorum bebeğim!

 Yıllar oldu ahretine göçeli
Ecel denen o şerbeti içeli
Baharlarım sensiz çiçek açalı
Özlem olup taşıyorum bebeğim!

 Adın ile yaradana çağrımda
Gece gündüz ateş yanar bağrımda
Hasretin var solumda ki ağrımda
Sabır ile aşıyorum bebeğim 

Unuturum sandım bir gün seni ben;
Unuturum sandım pembe teni ben;
Unutmuştum gideceğim yönü ben;
Şu aklıma şaşıyorum bebeğim!

Bu gidişin çok dokundu kanıma,
Tak etti bak bu ayrılık canıma,
Bekliyorum, gelmiyorsun yanıma
Bende sana koşuyorum bebeğim!

 

YAPRAK DÖKÜMÜ 

Zaman denen kasırga dönerken üstümüzde,
Yaşam ormanımızdan dev çınarlar kopardı.
Geceleri yıldızlar kayarken üstümüzde,
Heyhat! Gözler zayiat yoklaması yapardı. 

Cenaze namazını kılarken dostumuzun,
Sıra kimdedir diye korku düşer boş yere
İsyana varmaz elbet sonucu kastımızın
Lakin gönül usandı toprağa vere vere,

Düşünce yorgun beden yılların kumpasına
Hüzün çöker ruhuna, efkârlanırsın birden.
Düşersin vefat eden bir dostunun yasına,
Seslensen de ses vermez indirdiğin kabirden.

 Zamanla silinmez de hafızada resimler,
Yaşlandıkça zorlanır aklın bilgi almakta.
Dökülen yaprakların listesinde isimler
Bizler istemesek de gün be gün çoğalmakta.

 

YILLAR

Çektiğim acılardan akan gözyaşı gibi,
Gözümdeki güneşi söndürüp durur yıllar.
Akıntıya kapılmış değirmen taşı gibi,
Beni kısır döngüde döndürüp durur yıllar.

Fırtınaya tutuldum limanıma varmadan,
Gurbet kasıp kavurdu yüreğimi durmadan,
Uçar mı uçamaz mı diye bir kez sormadan,
Dertleri kanadıma kondurup durur yıllar.

Gözümün bebeğinden uzaklarda kalınca,
Hasret denen sancıyı yüreğime salınca,
Canımı bağladığım canlarımı alınca,
Kızgın çöl sıcağında dondurup durur yıllar

Zaman zaman kalbime ağır darbeler vurup!
Pes etmiş bedenimi seyreder; gurup, gurup!
Hayatla savaşımda kırılmış kılıç verip!
Beni kör talihime yendirip durur yıllar.

 

AŞK NEDİR? 

Aşk nedir bilir misin? Aşk ateşi yakan kor!
Aşk, güneşin gözüne çıplak bakmak demektir.
Sonra gözler bakan kör, yorgun kalpler akan kör;
Aşk, bir bilinmezlere doğru akmak demektir.

Birdenbire dışına vurur gizli telaşın,
Hele hasret düşmüşse yukarı kalkmaz kaşın.
Yarım asırlık yaşın, sanma ağrımaz başın;
Aşk, iç fırtınaları dışa dökmek demektir.

Yalnızsın, yakınların yalnızlığını görmez;
Geceler sabah nasıl olur diye de sormaz;
Hiçbir tiryakiliğin aklına böyle vurmaz;
Aşk, bütün gemileri yakıp yıkmak demektir.

Orta yerde kalırsın; yüreğin vurdumduymaz;
Başına dert alırsın; yüreğin vurdumduymaz;
Dostla düşman olursun; yüreğin vurdumduymaz;
Aşk, düştüğün zaafı başa kakmak demektir.

Vuslata umut varsa, güne gün eklersin ya!
Aynada gizli gizli kendini yoklarsın ya!
Ömrün son baharında cananı beklersin ya!
Aşk, kalben teslimiyet ve diz çökmek demektir.

 

Bir Cevap Yazın