Samsunlu Şairler: Âşık Sancak

Taşlamalarıyla Gündem Kovalayan Âşık: Hasan Sancak (Âşık Sancak) 

Sanal ortamlarda paylaştığı tek kıtalık “şok, şok,  şok”larıyla tanınır Âşık Sancak. Yüreğiyle sevilir.  Samsun’da âşık edebiyatını, ustam dediği Âşık ERDEMLİ ile birlikte hizmet veren nadir sanatçılardan biridir Âşık SANCAK.

1951 yılında Samsun Tekkeköy ilçesi Çimenli köyünde doğdu. İlkokulu Samsun’da bitirdikten sonra Akpınar  İlköğretmen Okulu’ nu bitirdikten sonra Rize-Kalkandere ilçesi Ünalan köyünde öğretmeliğe başladı.

1974 yılında Samsun Başköy ilkokuluna atanan Hasan SANCAK, on yıl burada görev yaptıktan sonra 1984 yılında rahatsızlığı nedeniyle 1994 yılında malulen emekli olmuştur.

Âşık, bu durumunu bir dörtlüğünde şöyle anlatır.

 

Âşık Sancak ağlarım, buna asla gülünmez

Bu nasıl bir yazıdır, yılar boyu silinmez.

Kalbini bulamadık, ruhu nerde bilinmez

Ruhu olmayan insan ruh hastası olur mu?

 

Emeklilikten sonra sazını eline alan Âşık, Ustam dediği Âşık Erdemli ile birlikte çeşitli etkinliklere katılır. Bu gün, sazıyla bütünleşip usta bir âşık olan Sancak, usta çırak ilişkisi ve halk âşıklığı terbiyesi gereği, hiçbir konuşmasında ustasının önüne geçmemiştir.  Hatta her defasında“ Erdemli ölmeden ben bu çıraklıktan kurtulamam” esprisini de yapmaktadır. 

Zekeriya ÇAVŞOĞLU bir yazısında şöyle anlatır Âşık Sancak’ı: 

Yaşam teğet geçmişti ona. Sıkıntılar, darlık ve bunalım yoldaşı olmuş. Davetsiz misafir örneği buyur etmiş yüreğine tüm yangınları.

Yük ağır, yük bitirici… Yavaş yavaş tükendiğini duyumsamış. Savaşmadan bırakmak istememiş kaleleri; ama düşman öylesine çetin, öylesine gaddar ve yıpratıcı ki, ağzım, gözüm demeye kalmadan Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde bulmuş kendini… Bu olay bir dönüm noktası olmuş onun için. Yaşamı bir başka lezzetle tadımlamaya başlamış, bir başka gözlükle görmeye başlamış dünyanın ateşli hüzünlerini, rengârenk çiçekli cennet bahçelerini… Artık suskun kalmayacaktı dünyanın gidişine, içine atmayacaktı tüm eğriliklerin, tüm yanlışlıkların acılı ağularını… Dili kılıçtan keskin, sözü ok gibi can alıcıydı; sazı dosttu, yarendi…

Düşündüm de yazmak benim içinde vazgeçilmez bir terapi biçimi değil miydi? Ben de aklımı kaçırmamak için kalemime sarılıp içimi doya doya boşaltmıyor muydum çilekeş kâğıtlara? Hak verdim Âşık Sancak’a.

Aşık Sancak

Sanat içerikli programlar yapan bir kafede tanıştık ilk kez. “Âşık Erdemli’yi usta bildim ben de çırağıyım, saz elde söz dilde bakalım yol bizi nereye kadar götürür. “ demişti.

Kısa zamanda yeniledi kendini. Şiire bir daldı, pir daldı. Her gün ışıldadı yıldız yıldız, kâğıtlara nakış oldu dizeler. Âşık Erdemli’yle yol olup yoldaş oldular. Şiirlerde yarıştılar, atışmalarda sözün bilek güreşini yaptılar. Yetenek varsa meydan sanatçısını yaratır ya, yavaş yavaş istim tutup olgunlaştı. Zamanla ölçüp biçerek attığı taşların okkası arttı, baş, göz yarar hale geldi. Yavaş yavaş ciddiye alınmaya başladı. Hangi çiçek göze değer de yürek hoplatmaz? Göze değdi, akla değdi, yüreğe değdi Âşık Sancak… Zaman şimdi ona “ Taşlama Ustası “ unvanını verdi…

O şimdi Kazak Abdalların, Kaygusuz Abdalların, Seyranilerin ve Âşık Mahzunilerin yolunu yol bilmiş usta bir ozan…

Kalemi sivri, dili keskin, hani “nalına da, mıhına da…”derler ya, işte öylesine. Eğriye, büğrüye, zigzaglı gidişe tahammülü yok. Sarılıyor kaleme, dokunuyor sazın tellerine. Siyasete mi öfkelendi, siyasetçide zigzag mı gördü, yolu yordamı tınmayan mı gördü vay geldi haline. 

O bir şiir yolcusu. Şiirin ve sazın olduğu her yerde onun o korkusuz, gür sesini duymaktan bıkmayacağız. Sevdasına aşk türküleri dizemedi; ama yüreğini halktan yana koymasını bilenlerden oldu. O, içimizde kaynayan öfkemizin sesi olmayı yeğledi hep. Dilimizin ucuna gelip de söyleyemediklerimizi haykırdı dünyaya. Seçimini halktan yana, Haktan yana yaptı…

Samsun’umuzun yüzünü ağartan bir halk ozanımız o… 

Kendisiyle barışık bir insan Hasan SANCAK, dostluğuna güvenilir, doğruları söylemekten, hatta haykırmaktan çekinmeyen, tanıdığım adam gibi adamlardan biridir Hasan SANCAK.

Aşık Sancak

Yoksulluk içinde geçen çocukluğunu bakın nasıl anlatır şiirinde:

 

BENİM ÇOCUKLUĞUM 

Benim çocukluğum bir şaheserdi
Sırtımı babama dayar gezerdim
Ne usanma bilir ne de küserdi
Onun gençliğine kıyar gezerdim
 

Sanki moda idi kirden paslanma
O zaman yok idi böyle süslenme
Ne demek dengeli nedir beslenme
Malez, tirma, turşu doyar gezerdim
 

Bir gün gelecektir diyerek sonu
Düştükçe yukarı çekerdim onu
Pantolonum idi babamın donu
Dalga geçenleri duyar gezerdim

stemesem bile ben ondan mama
Söylediğim gibi baktım babama
Kıymalı yumurta isterdim amma
Mideye pırasa koyar gezerdim
 

Neler yaşamışım daha bu ne ki
Size biraz tuhaf gelecek belki
Bir çift çarık vardı, ağabey iki
Onu vardiyalı giyer gezerdim
 

Aşık SANCAK oldum sanman övdüler
“Yiğit kamçısıyla “ her an dövdüler
Doğru dedim dokuz köyden kovdular
Bu nedenle diyar diyar gezerdim.
 

23.10.2000 tarihinde bastırdığı “KÜPE” isimli kitabından kulaklara küpe olacak birkaç şiirini paylaşayım sizinle.

 

EĞME BAŞINI 

Namussuz arsıza vermeyin aman
Ney deyipte kardaş, eğme başını.
Bir sitem, bir azar yediğin zaman
Şey deyipte kardaş, eğme başını. 

Dertlerin üstüne hep dertler bindi
Düşüne düşüne olmayın hindi
Olmayınca kendin gerçek efendi
Bey deyipte kardaş, eğme başını. 

Beyleri sen vekil diye seçerken
Ektiğin ekini onlar biçerken
Patron etin yiyip viski içerken
Çay deyipte kardaş, eğme başını.

Onların içinde insanlık kindir,
Sen sinme kardeşim, onları sindir.
Bunların böldüğü hep bire bindir
Pay deyipte kardaş, eğme başını. 

Beyler her ne kadar ola işgüzar
Birliğe koşarsan biter intizar
Sana gelen oku atan biri var
Yay deyipte kardaş, eğme başını.

Âşık sancak der ki; kaldır kafanı
İyilikle, zorla, al nafakanı
Boşa yaşayıpta bunca zamanı
Zay deyipte kardaş, eğme başını.

“KÜPE” kitabından

 

BİR ASIRDA 

Bir asırda neler neler çürüttük
Boyun bulamadık fularımıza
Öyle besledik ki öyle büyüttük
Eşekler sığmadı yularımıza

Emek bizim, mal ve para onların
Denizlerde atıkları şunların
Yüzü suyu hürmetine bunların
Balıklarda küstü sularımıza 

Çok biliriz diye diye geldiler
Emekçiler size ömür öldüler
Türk lirası kanununu deldiler
Herkes imreniyor dolarımıza

Mama getirirler köpek kediye
Bize de verirler ölmesin diye
Memura, işçiye, hatta köylüye
Sahip çıkılmadı dullarımıza.

Doğru durur, eğri eğri yaparlar
Allah diye paraya mı taparlar
Vallahi billahi bunlar kaparlar
Kasko yaptıralım çullarımıza

Sende bir asırlık benim yok aşım
Senin her şeyin var benim yok işim
Âşık Sancak der ki: İnsanca düşün
Yazık değil mi bu yıllarımıza

“KÜPE” kitabından

 

OYUN İÇİN 

Ey Samsunlu Şok Partiden
Aday çıktım oyun için
Ak partiden ,ok partiden
İnan bıktım oyun için
 

Her yarayı neşterledim
Sanmayın boşa terledim
Yağmadım amma gürledim
Şimşek çaktım oyun için
 

Yaptım nice nice talan
İnsan ahı bize kalan
Para etmese de yalan
Partal sıktım oyun için
 

Çok zaman arazi oldum
Bazan çakal, tazı oldum
Bir gecede gazi oldum
İmza çaktım oyun için
 

İşsizlere iş bulucam
Aşsızlara aş bulucam
Dönere lavaş bulucam
Diller döktüm oyun için
 

İş gelince sırasına
Bakıverdim çaresine
Kardeşlerin arasına
Nifak soktum oyun için
 

Sözü söylerim yerine
Yorarsan iner derine
Şerefimin üzerine
Kalem çektim oyun için
 

SANCAK yanaştı limana
Uydu düzene, zamana
Ulan az kalsın imana
Gelecektim oyun için.

OLUR MU? 

Bana bir müjde versin, insanlıkta öz bulan

Şaşıyla şaşı kalkan, kör talihte göz bulan

Yapışsın şu yakama, yalan yanlış söz bulan

Kalbur ile elekten su testisi olur mu?

 

Bitirebilirler mi, su dövenler havanda

Aslı çamura batmış, makyajlısı tavanda

Kimine yaşam zehir, kimine de avanta

Can dediğin zerredir, hiç destesi olur mu?

 

Kimler yaratıyor ki bunca sefil mağduru

Bunları görmeyenler olmuş insan mağruru

Tükür, tükür yüzüne derse Nisan yağmuru

Bu insanın ölçüsü, hiç kıstası olur mu?

 

Pasta paylaşan çoktur, kimi pasta tatmamış

Kimi uykuyu bilmez, sabahlamış, yatmamış.

Kimi dertle yoğrulur, alan yok ki; satmamış.

Dertlerin dertlilerin hiç pastası olur mu?

 

Bardağı olmayandan almışta yapmış kamış

Sevgiyi verememiş bir güzel tımarlamış

Kimi basmış parayı, sevgiyi ısmarlamış

Sevginin paralısı, hiç postası olur mu?

 

İnsanlık gereğini sen özünde bulursun

Özünde bulduğunla gerçek insan olursun

Gönül gözüyle baksan ne binalar görürsün

İnsanlık sanat amma; hiç ustası olur mu?

 

Âşık Sancak ağlarım, buna asla gülünmez

Bu nasıl bir yazıdır, yıllar boyu silinmez

Kalbini bulamadık, ruhu nerde bilinmez

Ruhu olmayan insan, ruh hastası olur mu?

                                                “KÜPE” kitabından

Ve Âşık Sancak’tan ŞOK…ŞOK…ŞOK… lar…

 

                             -I-

Ateşlerimiz söndü, sanmayın alevlendik!
Aşk adına her gece, resmen sinek avlandık!
Bu gidişle vallahi, neslimiz tükenecek!
Hanımları boşadık, internetle evlendik!

                             -II-

 

Kimimiz hece yazdı, kimiler yazar aruz
Hak hukuk elden gitti! Demediler biz varız!
Ne farkımız kaldı ki? ‘dört köşe yazarı’ndan
Menfaatler uğruna, fırıldak sahtekârız…

 

                             -III-

Hiç doymak bilmediler,yedilerde yediler
Bize dedirtmediler,bunlar nankör kediler !
Bizi düşünmeseler,vallahi derdim amma !
Bu halkın paylarını ! watsap dan gönderdiler 

 

                             -IV-

 

Müttefikiz! Sözünü, biz yıllar yılı duyduk
Sizler uymasanız da, bizler harfiyen uyduk.
Dostluk göstergesi mi? Türklere vize koyman
Kâr mı ettin şerefsiz, bizde sizlere koyduk.

 

                             -V-

 

Halkın derdi derdimdir, deyip derde düşmüşüm!
Olgun meyve misali, her dalımdan düşmüşüm!
Arıları öldürüp, sineği arı yaptık!
Hiç kimse iplemedi! Ondan gözden düşmüşüm…

 

 

Cevap Yaz

Bir Yorum Yapın

X