Ne Mutlu Türküm Diyene!

Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e göre millet; geçmişte bir arada yaşamış, bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama inancında ve kararında olan, aynı vatana sahip, aralarında dil, kültür ve duygu birliği olan insanlar topluluğudur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e göre ırkı, düşüncesi ve inancı ne olursa olsun kendini Türk bilen ve Türk hisseden herkes Türk’tür. Bu durum Atatürk’ün milliyetçilik ilkesinin ırkçılık esasına dayanmadığını gösterir. Atatürk, Türk milletini ırk esasına dayandırmadığını, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir.’ sözüyle ifade etmiştir. Bir insan kökeni ne olursa olsun kendini hangi millete ait hissediyorsa o milletin kimliğini taşıyor demektir. Bu yüzden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne mutlu Türk olana değil “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” demiştir.

Bu kadar açıklamadan sonra, andımız metninde ırkçı ifadeler aramak ve bu bahanenin ardına sığınmak sanırım Türk Milletine yapılacak en büyük ihanetlerden biridir.

8 Ekim 2013’te kaldırılan Öğrenci Andı, Danıştay’ın kararı ile geri döndü. Danıştay, “Öğrenci Andı okutulsun” dedi. 2013 yılı sonradan pek çok pişmanlıkların yaşandığı, yüzlerce şehit ve gazilerin olduğu, milletçe bedellerin ödendiği çözüm sürecinin yaşandığı o makus yıllardan biriydi ve ANDIMIZ bu sonradan duyulan pişmanlıkların olduğu yılda kaldırılmıştı. Pişman olunmuştu, ama o yıllarda çıkarılan kanunları iptal etmek nedense kanunları çıkaranların aklına gelmiyordu, kim bilir belki geliyordu da başka daha önemli !!! işlerle uğraşıyorlardı orası malum… Seçim gibi, ceylan derisi koltuk gibi mesela…

Ama her şeye rağmen bu memlekette adalet vardı, her türlü bedeli ödemeye hazır adaleti işletmeye çalışan hukukçular, hak arama cesaretini gösterenler sendikalar , STKlar vardı… Tam unutulmuşlardı ki birden ortaya çıktılar ve aşağıdaki kararın altına imza attılar… Gizli kahramanlardı onlar.

AİDİYETİ VE BAĞLILIĞI GÜÇLENDİRİYOR

Danıştay 8. Dairesi’nin 2018/2319 numaralı kararının gerekçesinde şu ifadelere yer verildi: “Metinde yer alan kavram ve ilkeler, Anayasamızda anlamını bulan kavram ve ilkeler olduğu gibi milli eğitim sistemimizin Kanun ve Yönetmelikte belirlenen temel amaçlarını da ortaya koymaktadır. Öğrenci Andı adlı bu metin zaman içinde değişikliklere uğramakla birlikte öğrencilere öğretilmek ve davranış biçimi olarak kazandırılmak istenilen değerlere ilişkin kavram ve ilkelerde bir değişiklik olmadan uzun yıllar okullarda okutulmuştur. Uyuşmazlık bu açıklamaların ışığı altında değerlendirildiğinde; yeni nesillerin ülkesine anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini ve bağlılığını güçlendirmeyi, onların milli, manevi ve kültürel değer oluşumuna katkı sağlamayı amaçlayan ve uzun yıllardır okutulan bu metnin yürürlükten kaldırılmasının hukuken geçerli sebeplere dayanması gerektiği tartışmasızdır.

KABUL EDİLEBİLİR GEREKÇESİ YOK

Bu metnin; dayanağını teşkil eden Yasal ve Anayasal kurallarda, bir değişiklik olmadığı gibi bu kuralları şekillendiren ve metinde de yer alan toplumsal değer yargılarımızın ve ilkelerimizin değişmesi ya da değiştirilebileceğinin kabulü de mümkün değildir. Bu durumda, içeriği itibariyle milli eğitim sistemimizin temel amaç ve ilkelerini gerçekleştirmeye katkı sağlar niteliği bulunan, dayanağı kural, ilke ve kavramlarda herhangi bir değişiklik bulunmayan öğrenci andının, herhangi bir kabul edilebilir gerekçeye dayanılmaksızın kaldırılmasında hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

HAKLI VE HUKUKİ TEMELLERE DAYANMIYOR

Türk devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak, çağdaş uygarlığın ve medeniyetin ortağı ve öncüsü yapacak, toplumun ve kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi olan milli eğitim sistemimizin temel amaçlarını gerçekleştirmesini içeriği itibariyle sağlamaya yardımcı olabilecek nitelikteki öğrenci andının kaldırılmasına ilişkin değişikliğin haklı ve hukuksal temellere dayandırılmadığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.”

Danıştay 8. Dairesinin ‘Öğrenci Andı’ ile ilgili kararına AKP’den ilk tepki Meclis ANAYASA Komisyonu Başkanı ve ADALET eski Bakanı Bekir Bozdağ’dan geldi. Bozdağ, “Danıştay anayasa ve yasayı alenen çiğnemiştir” dedi.
ADALET bakanı Abdülhamit Gül, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Yargı kararları ihtilaf çıkarmaz, ihtilafları giderir. Bunun yolu Anayasa’ya sadakatten, her organın kendi meşru sınırları içinde kalmasından geçer. Anayasamıza göre Danıştay, yerindelik denetimi yapamaz ve idarenin yerine geçerek karar veremez. Bir yürütme tasarrufunun bilimsel temelini sorgulamak da yargının anayasal konumunu, kabiliyetini aşar. Adeta idarenin yerine geçerek işlem tesis eden Danıştay 8. Dairesi’nin öğrenci andına ilişkin kararı, maalesef bu ölçüleri karşılamaktan uzak kalmıştır.” dedi.

Anlamakta inanın çok zorlanıyorum, bu Ülkede andımız hakkında acele olarak konuşmak, açıklama yapmak bu iki insana mı kaldı. Bu iki insan, eğer oturdukları makamların, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” diye haykırmaktan onur ve gurur duyan Türk Milletine ait olduğunun farkın değiller sanırım. Eğer inanmak istemiyorlarsa, her konuda milletin karşısına çıkma iddiasında olanları, bu konu da referandum yapmaya davet ediyorum, yürekleri yetiyorsa buyuralım sandık başına, bakalım sandıktan ne çıkacak…Hodri meydan…
Peki…

Danıştay 8. Dairesinin bağlı olduğu, kızı Elazığ Hâkimliği’ne atandıktan bir gün sonra Yargıtay’a, üç gün sonra da Cumhurbaşkanlığı Hukuk Hizmetleri son olarak da burada Daire Başkanlığı’na atanan Danıştay Başkanı Zerrin Güngör ne yapacak, ne açıklayacak çok merak ediyorum.
Bu karara imza atan Danıştay 8. Dairesinin tüm personelini gönülden kutluyorum. Her türlü zorluğa rağmen iyi varsınız…

Bu arada Türküm demeyen, diyemeyenlere de iki çift sözüm var…
Türkiye Cumhuriyeti pasaportuyla dünyayı gezeceksin, Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlamış olduğu imkanlarla ticaret yapıp zengin olacaksın, bu toprakların ekmeğini yiyip, suyunu içecek, havasını soluyacaksın sonra da “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” diyemeyeceksin, hadi oradan…

Önce ne olduğunu, kim olduğunu ve ne olacağını bilecek bir insan…
Saray yüzü görmeden, lüks arabaları hayal edemeden, ejder suyu – meyvesi ikram edilen ülkemde musluktan akan nimeti bakır tastan içmekten başka su bilmeyen, milyon dolarla alınan uçakları göremeyen Mevlana Celalettin Rumi, Eyüp Sultan gibi alim, evliyaların, vatanı ve milleti için cepheden cepheye koşan, anasına evdeki kilimleri satsın borçları ödesin diyen Atatürk ve silah arkadaşlarının mezarı başında, hiç bir zorlama olmadan, gönülden, sevdayla, sadakat ve minnetle milyonlar toplanarak dualar eden bu millet, hakkın rahmetine kavuşmuş, ülkesi ve milletine gece gündüz hizmet ettiğini savunan – söyleyen – kendini buna inandıran nice Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların, Bakanların ve benzer makam sahiplerinin mezarına gidip niçin dua etmez, hiç düşünmez misiniz…

Yürüdüğün yolda bıraktığın ayak izlerini kimse takip etmiyorsa, yanlış istikamete gidiyorsun demektir unutma…
Gel sen de katıl, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!…

Bir cevap yazın