Kul Hakkı

13 Kasım 2018 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nda “Kayıtlı istihdamın desteklenmesi” projesi kapsamında  Diyanet İşleri Başkanı ile diyanet çalışanlarının da katıldığı “Din Görevlileri Bilgilendirme Faaliyeti Toplantısı” düzenlendi.

Nasıl bir alaka kurularak iş imkanlarının arttırılması, işsizlik oranının düşülmesi,  yani istihdamın desteklemesi gibi önemli bir konu da adres Diyanet İşleri Başkanlığı ve din görevlileri seçilmişti anlamak mümkün değil. İstihdamdan sorumlu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın din görevlilerini bilgilendirme toplantısından beklentisi neydi çok merak ediyorum doğrusu.

Muhtemelen oy için, koltuklarda biraz daha fazla kalmak ve ücret adaletsizliğini biraz daha yaygınlaştırmak ve yandaş zenginler yaratmak için din görevlilerinin ellerinde kutsal kitap, ağızlarında kutsal ayetler sıkın dişinizi, her şey daha güzel !!! olacak gibi vaazlar vererek insanları biraz daha, belki son kez kandırmalarını mı talep etmekti beklenti acaba. Ne yapayım bu kadar alakasız bir yerde alakasız insanlarla toplantı düzenlenirse insanın aklına her şey geliyor.

Böyle önemli !!! bir toplantıda konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, son günlerde manşetlerden düşmeyen ve “keşke Yunan galip gelseydi” diyen hain adamla oturduğu makama yakışmayan yaptığı bir görüşme-ziyaret hakkında; bütün alanda var olan ve en büyük hassasiyeti gerektirenin ’kul hakkı’ olduğunu söyleyerek, şöyle konuştu:

“Baştan bunu ifade etmiş olayım. Kişisel ihtiraslarla bireylerin ve toplumun geleceğine zarar vermek kul hakkını ihlal etmektir. Buna toplum, millet, insanlık olarak dikkat etmeliyiz. Bir diğeri en açık şekliyle emeğin gasp edilmesi kul hakkını ihlaldir. Hiç kimse kimsenin emeğini gasp etmeyecek. Kuranı Kerim’de bu konuya çeşitli ayetlerde dikkat çekilmekte ve özellikle insanın insanı sömürmesine yönelik vasıtaların ortadan kaldırılması için mücadele teşvik edilmektedir. Çünkü arada bir kul hakkı vardır. Dünya esasında bugün bunun ızdırabını yaşamaktadır. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı açlıkla mücadele etmekte, yarısı da toklukla mücadele etmektedir.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

Emeğin gasp edilmesi kul hakkını ihlaldir diyeceksin sonrada canını, malını, tüm varlığını bu memlekete feda etmiş ecdadımıza hakaret eden, onların emeğini hiç sayan adamı gidip insanlık namına ziyaret edeceksin, olmuyor sayın başkan olmuyor, olmasını bırakın, makamı bırakın insan aynaya bakar utanır biraz ben ne söylüyorum, ne yapıyorum diye. Söylediğin laflara bak, yaptığına bak, dalga geçer gibi, şaka gibi şaka, farkında mısınız bilmem ama o makam şaka kaldırmıyor, kaldırmaz sayın başkan, ağırdır o makam, kutsaldır o makam, lekelemeye gelmez, yakışmaz, yakışmıyor da…

Son günlerde çok konuşulan ama pek kimsenin açıp bakmadığı, incelemediği SAYIŞTAY Raporları hakkında bir kaç hususu sizlerle paylaşmak istedim.

Denetlenen kamu idarelerinin gelir, gider ve malları ile bunlara ilişkin hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygunluğunu tespit etmekten sorumlu olan SAYIŞTAY tarafından hazırlanan Diyanet İşleri Başkanlığı 2017 Sayıştay Raporunda;

“Başkanlıkça sunulan Bütçe Giderleri ve Ödenekler Tablosuna göre Başkanlığın 2017 yılı bütçe gideri tutarı 7.246.974.536,62 TL dir. 111.988.234,97 TL ödenek üstü harcama geçici personelin maaş ve sosyal güvenlik primi ödemelerinden kaynaklanmaktadır.” tespiti bulunmaktadır.

111 milyon TL. hangi geçici personel veya kadrolar yetersiz mi ki kadrolu personele ödenen tutarın kat be kat üstünde geçici personel için bu kadar ödeme yapılıyor anlamak ta zorlanıyorum. Ve… kimdir bu geçici personel, ne yapmaktadırlar, işe nasıl alınmışlardır sorularını sormadan da edemiyorum.

Sağlık Bakanlığı 2017 Sayıştay Raporunda;

“2017 yılı Bütçesiyle Sağlık Bakanlığına 5.831.124.000 TL ödenek tahsis edilmiş olup yıl içinde ödenek artışları ile (Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun kaldırılması nedeniyle) 13.037.529.000 TL olmuştur.” tespiti bulunmaktadır.

Birine diğerinden 1.415.850.536,62 TL. fazla ödenek tahsis etmenin gerekçisinin daya iyi anlaşılabilmesi açısından yukarıda bahsedilen iki kuruma kanun koyucu tarafından verilen görevlerini belirtmek istiyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı;

İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek.

Sağlık Bakanlığı;

Herkesin hayatının beden ve ruh sağlığı içinde devamını sağlamak, ülkenin sağlık şartlarını düzeltmek, fertlerin ve cemiyetin sağlığına zarar veren amillerle mücadele etmek ve halka sağlık hizmetlerini ulaştırmak, sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermelerini temin etmek.

Aklı, okuma-yazması olan her Müslüman insanın en azından temel konuları rahatça öğrenebileceği, daha detaylı ve derinlemesine bilgi edinmek istediğinde müracaat edebileceği bir başkanlığa, özel bir eğitim almadan yapılamayacak sağlık gibi tüm toplumu ve geleceği ilgilendiren bir konudan sorumlu bakanlıktan fazla ödenek tahsis etmek, yürütmenin başındaki insanların toplum nazarında verdiği önem sıralamasının bir sonucu olsa gerek. Sağlık mı, din mi sorusuna hiç düşünmeden din cevabını veren insanların, beden ve ruh sağlığı yerinde olmayan ama dinini bilen insanlarla neyi başarmak arzusu ve gayreti içinde olduklarını anlamakta zorlanıyorum.

Öncelikli olarak, toplumun zengin-fakir ayrımı yapılmaksızın tüm fertlerinin ruh ve beden sağlığının korunması maksadıyla eşit şartlar-hizmetler sunulması için çalışmalar yapılsa, sonra, yüce Yaratıcı tarafından gönderilen kutsal kitap dinini öğrenmek ve uygulamak isteyenler tarafından okunsa ve yetmediği yerde Diyanet devreye girse, milletin ve devletin paraları da doğru şekilde planlanıp yine millet ve devlet için harcansa olmaz mı!!!

Olmaz, olamaz…

Çünkü maksat eğitimli, sağlıklı, dini bilen ve bilerek yaşayan nesiller yetiştirmek değil, maksat dindar nesiller yetiştirmek. Bunun yanında eğitimli ve sağlıklı da olabilirler eğer kendileri isterlerse… Maalesef son zamanlarda devleti yönetenlerin önceliği bu şekilde olunca paralarda önceliklere göre dağıtılıyor tabii…

Ancak; ne hikmetse bu dindar kesim diye tabir edilen insanlarda; Tanrı’nın evrene ve dünyaya müdahale etmediğini, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Tanrı inancını olan deizm meraklı almış başını gidiyor.

Günümüz teknoloji çağının çok uzağında yaşayanların, okullarda verilen din eğitimi ile dindar nesiller yetiştiremeyeceklerini anlamamakta direnmeleri, kendi yetersizliklerinden bir nesli daha kaybetmek üzere olduğumuzun farkına varamayışları ve ısrarla hataya devam etmeleri çok üzücü, hem de çok..

Bu arada SAYIŞTAY tarafından hazırlanan Diyanet İşleri Başkanlığı 2017 Sayıştay Raporuna şöyle bir göz gezdirince, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yemeden içmeden fırsat bulup ta din konusunda toplumu aydınlatmak görevini yerine hakkıyla getirip getiremediği kafama takıldı ve bana göre getiremiyor gibi çünkü yemekten-içmekten geriye vakit ya kalmıyor ya da çok az kalıyor gibi…

Ama yine de bazı gider kalemlerini paylaşmak isterim.

Kırtasiye giderleri            : 6.088.483,36 TL.

Yiyecek giderleri              : 34.037.373,70 TL.

İçecek giderleri                 : 2.426.049,61 TL.

Bakım onarım ve üretim malzemeleri    : 6.398.744,03 TL.

Nakil vasıtaları lastikleri : 99.735,45 TL.

Spor malzemeleri            : 5.460,55 TL.

Tüm bunları kaleme almamın sebebi, sayın Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş tarafından sarf edilen sözler.

Emeğin gasp edilmesinin kul hakkı olduğunu, insanın insanı sömüremeyeceği, insanlığın yarısının açlıkla mücadele ettiğini söylüyor ve günümüz Türkiye’sinde, benim güzel memleketimde bunların hepsinin her gün yaşandığını, bunu yapanların başta devleti yöneten, yönetme iradesini elinde bulunduranlar olduğunu, hatta ve hatta kendi başkalığını yaptığı kurumun bile aynı günahları işlediğinin ya farkında değil ya da makamı gereği söylemesi gerekeni söylüyor ama icraatları sözleriyle uyumlu olmadığından bu davranışı çok da ahlaki gelmiyor bana.

Ortaya konuşmakla olmuyor sayın başkan, 34 milyonluk yemeği kime, niye yedirdin. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı veya dünyada ki tüm garibanlara 24 saat sıcak yemek hizmeti sunabilen Kızılay görevini yapmadığı için mi, kendi göreviniz gibi yemek-içmek işine girdiniz ve milyonlarca para harcadınız.

Yıllardır camiye giderim, daha bir gün olsun üzerinde ayet-hadis veya her hangi bir şey  yazılı bedava bir kağıt parçası verilmemişken-dağıtılmamışken, diyanet takvimi ibadet yeri olan camilerimizde parayla satılırken, 6 milyonluk kırtasiye ile ne yapılmış, kimlere, nerelere, ne maksatla gönderilmiş, teslim edilmiştir merak etmeden edemiyorum.

Kul hakkı sayın başkan, bunların hepsi kul hakkı ve bu hakkın hesabını veremeyeceğinizi çok iyi biliyorsunuz ve bunları düzeltmeden, düzeltme gayreti içinde olmadan, hangi makamda olursa olsun kul hakkı yiyenleri haykırarak uyarmadan, tüm gayretlerinize, uyarılarınıza rağmen düzeltemiyorsanız neden hala günaha ortak olmaya devam ediyorsunuz, eğer günahtan, kul hakkından korkuyorsanız neden istifa etmiyorsunuz, yoksa siz olmazsanız diyanet çöker endişesi mi yaşıyorsunuz, birileri gibi…

Kul hakkı diyorsunuz sayın başkan. Ülkede bu kadar fakir, aç, açıkta insan varken, sırf okuma yazma öğrenmek için taşımalı denen sistemle sabahın karanlığında okula gitmeye çalışan henüz altı yaşında bebeler varken, fabrikalar işçi çıkarıp, bir bir kapanırken, evimizde de inancımızın gereklerini ifa etme imkanını Yüce Yaradan bizlere bir hak olarak vermişken, siz hala camiler için yardım topluyor, cami inşaatlarına aralıksız devam ediyorsunuz.

Köyünde camisi olup okulu olmayan ancak bilim için, gelecek için sabahın köründe yollara düşen binlerce bebenin, işsizlikten ne yapacağını bilemeyen, ailesine mahcup bir şekilde yaşam mücadelesi veren, akşam olsunda karanlıkta artıkları toplarım diye havanın kararmasını müteakip pazarın yolunu tutan, çocuğuna okul pantolonu alamadığı için intihar eden ve daha pek çoklarının hakkını yiyor, yenmesine müsaade ediyorsunuz, siz KUL HAKKI yerken benden size inanmamı, güvenmemi dolayısıyla temsil ettiğiniz kuruma da inanmamı, güvenmemi bekliyorsunuz, ama bu kafalarla, bu icraatlarla nafiledir bu bekleyiş maalesef…

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğü gibi ol…

Bir cevap yazın