Kime Neyi Nasıl Anlatmalıyım?

Bir aydın (!!!) olarak kime, neyi, niye, nasıl anlatmalıyım…

Değişim istiyor muyum yoksa mevcuttan mutlu – memnun muyum…

Pek çok aydın (!!!) ya da aydın görünümündeki okumuş insan gurubu, ülkesi için bir şey yapma gayreti olarak gördüğü bilgi paylaşımı, aktarımını aslında, kendini düşüncelerini yine kendi çevresine anlatmak için yazıyor sanırım. Kendi çevresi dışında kalanların ne yazılandan ne de çizilenden haberi var. Bu; her iki taraf için de ve asıl önemlisi ülkemiz için olumsuz bir durum. Kendi çevresi olarak gördüğü insanlar zaten kendisiyle hemen hemen aynı görüşe ve bilgi birimine, hayat tarzına sahipken, diğer taraf farklı dünyalarla, farklı hayatlarda yaşam mücadelesine devam ediyor. Tabii buna mücadele denirse… Ve her iki tarafta birbirlerini pek umursamıyor gibi…

Ama her iki tarafında hayat yolcu bir yerlerde kesişmek zorunda kalıyor kaçınılmaz olarak. O kesişen nokta seçimler, oy sandıkları ve nihayetinde devleti ve milleti yönetme iradesine sahip olma yeri TBMM…

İşte o kutsal meclise giren yönetimde söz sahibi oluyor, kendi ve kendi çevresine bir şeyler anlatma, ispatlama derdinde olan aydın (!!!)  hiç benimsemese de, tanımasa, bilmese de meclise girenlerin çıkardığı kanunlara uymak, yaşam tarzını kanunlara uygun olarak yaşamak zorunda kalıyor. Sonra meclisin çıkardığı kanunlara uyumsuzluk ve kısmen başkaldırı ve kısmi kaos ortamı oluşuyor.

Aydın (!!!) meclistekini beğenmiyor ve tepki veriyor, meclisteki ise kanunlara uymak zorundasın, mecbursun diyor, elinde tespihle aydının tam tersi “dayılanarak” ortalıkta dolaşıyor. Ve gücü elinde bulundurana en azından kanun önünde, toplum önünde saygı göstermek, saygılı davranmak zorunda kalıyor aydın (!!!), okumuş insan… Ki bu seçilmişlerin pekte etik olmayan tutum ve davranışlarına toplum olarak her dakika şahit olmak durumunda kalıyoruz. Kimisi polise “şamar” atıyor, kimisi saygın bir gazeteciye “lan” diye hitap edebiliyor ve kendilerine hiç bir şey yapılamıyor, yapılmıyor. Çünkü güç onların elinde… Aslında güç sadece kanun çıkarma gücü ama gel de sen bunu o seçilmişe anlat. Seçilmiş ben her şeyi yaparım edasında, seçen ise o her şeyi yapar ona bir şey olmaz edasında ortalıkta dolaşıp duruyor, gücün gösterisini yapıyorlar. Aslında olan hazımsızlık, çekememezlik ve makamın, unvanın ağırlığını taşıyamamaktan ibaret. Ama kimin umurunda…

Aydın (!!!) kesimin umurunda gibi görünüyor ancak bu kesim mecliste olmak için çaba harcamıyor yada gereken kadar çabalamıyor. TDK sözlüğünde “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” olarak açıklanan siyaset benim işim değil düşüncesiyle uzak kalıyor ve kaybedenler safında değişmez yerini alıyor ve yazıyor yazıyor yazıyor değişim umuduyla ama olmuyor olamıyor işte… Olması mümkünde değil, o da biliyor ama inat etmiş bir kere dönüşü olmayan bir yola girmiş gibi…

Aslında bir sanat olan siyasete aydın (!!!) kesimin uzak kalmasını anlamakta inanın zorlanıyorum. Siyaset sadece mecliste yapılmıyor ki… Kendi dünya görüşüne yakın bir partide, bir sosyal toplum örgütünde veya grupta da yapılabiliyor ama hedef sadece meclis ve ceylan derisi kaplı koltuklar olunca işler değişiyor. Baktı o koltuklarda oturmanın maddi külfeti ağır, o zaman siyaset yani devlet işlerini düzenleme, yürütme sanatıyla ilgili özel görüş ve anlayıştan uzak kalıyor. Öyle olunca da kaybedenler safındaki tahta sandalyedeki yeri hiç değişmiyor maalesef…

Yazmak, yazdıklarını anlatmak ve paylaşmak toplumun tüm kesimleriyle, en azından çoğunluğuyla birlikte olunca amacına hizmet ediyor. Bu zorunlu birlikteliğin çok ötesinde samimi duygu ve davranışlarla mümkün ve inandırıcı olabiliyor. Hayatında hiç bir gecekondu evinde bağdaş kurup yemek yemeden, bir kahvehanede çay içip sohbet etmeden, bir tarlada orak sallamadan kendi dünyanda dört duvar arasında ve iki sokaklı kendi semtinde yaşamakla olmuyor ve ülke değişmiyor. Çünkü aydın (!!!) değişimin ne olduğunu ya da neyi değiştirmek isteğini, nasıl değiştirilebileceğini bilmiyor gibi…

Aslında bilmek istemiyor gibi geliyor bana maalesef…

Hem de yine bu milletin bağrında çıkmış Nazım Hikmet, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi hayatını bu değişime adamış insanlar ve nihayetinde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi dünyanın örnek aldığı bir lider varken…

Bir cevap yazın