Kadınlar Günü Üstüne Bir Deneme

Her yıl 8 Martta ,“Dünya Kadınlar Günü” gına getiren tekdüzelikte basmakalıp sözcüklerle kutlanır, geçiştirilir.
Olaydan tek mutlu olan taraf, üst gelir grubu için mücevherciler, orta gelir gurubu için ise çiçekçilerdir. Alt gelir gurubu böyle bir günün varlığından bi-haberdir zaten.
Her üç grup için de hayat 9 Marttan itibaren kaldığı yerden devam eder.

Benim hayatımın tüm dönüm noktalarında kadın izi olduğundan kendimi bildim bileli tavrım hep onlardan yana olmuştur, ölene kadar da öyle olacaktır.
Bu yıl KADINLAR GÜNÜ yazımı bu minval üzerine kurguladım. Hayatımda izi olan tüm kadınların şahsında Dünyanın tüm kadınlarını sevgi ve saygı ile kucaklıyorum.

Kadınlara yapay övgüler yapmayacağım. Böyle sıradanlığı hem onlara saygısızlık sayarım hem de karakterime yakıştırmam.
Kadın sorunlarının müsebbibi olan “ERKEK” cinsinin biyolojik ve psikolojik analizi ile başlamak gerek …

ERKEK:
Basit düzenekli bir makine gibidir, teferruatı yoktur, parçalasanız içindeki alet edevat üçü beşi geçmez. Hele ki egosunu biraz okşayın, hemen teslim alırsınız.
Bu basit düzenekli makine bazı organlarında “güç” vehmetmiştir. Örneğin; beyninin büyüklüğünden çok zeki olduğunu sanır, ‘bu yüzden koca kafalısın derseniz’ hoşuna gider.
Kardiyomegali’den can çekişir ama o çok cesur yürekliliğinden olduğu iddiasındadır. Amele gibi plansız programsız çalışır. Bu hamallığından kol kasları gelişmiştir. Bunu “bilek gücü” olarak algılar. Hele bir organı vardır ki en çok da onun iriliği ile övünür, kostak kostak kostaklanır.
Taktik bilmez, strateji bilmez, her hıyarım var’ diyene bir avuç tuz ile koşar. Bu dangalaklığın erkekler jargonunda ki adı ise ”DAŞŞAKLI” adamlıktır.

Değerli dostlarım bir erkeğin egosunu tavan yaptırmak istiyorsanız çok çaba sarf etmenize gerek yok. Sihirli kelimeyi söylemeniz yeter “DAŞŞAKLI ADAMSIN”.

Hele ki ülkem erkekleri bu patolojik et torbasında var olduğunu sandığı güce adeta tapınır. Bakın ulusal televizyon kanallarında hep bu daşşaklı adamlar boy gösterir. Yürüyüşleri orangutan maymunları gibidir. Konuşmalarındaki toplam sözcük sayısı 375 kelimeyi geçmez. Bu nedenle ne dediğini anlamanız oldukça güçtür. 375 kelimelik bu dağarcıklarının da 1/3’ü küfür içeren sözcüklerdir.
Beyinsel işlevlerinin ikna ve izah etme feraseti gelişmediği için haklılıklarını bilek güçleri ile anlatırlar. Koca kafalarındaki hidrolik sıvıyı beyinsel lop sandıkları için zeka gerektiren işlerde pek becerikli değillerdir. Bu beceriksizliklerini kamufle etmek için etik olmayan yollara sıkça başvururlar. Bu yetersizliklerine de literatürlerinde “Erkek aklı” derler ve bununla övünürler.
Üstün bir akıl karşısında yenildiklerini anladıklarında saldırgan ve tehlikelidirler. Ülkemizde çok sıkça görüldüğü gibi sonu ölümle biten trajedilere neden olurlar. Hoyrat ve bencildirler. Estetik algıları gelişmediği için onları çekip çevirecek gelişmiş kompleks bir canlıya gereksinim vardır.

KADIN:
Doğa kendi içinde senkronize bir denge kurmuştur. Biz buna felsefede “Diyalektik” diyoruz. Bu doğal dengeyi sağlayan etkin unsur üstün teknoloji ve karmaşık bir yapıya sahip KADIN dediğimiz canlıdır. Yaşamın devamını sağlayıcı bir yeteneği vardır, doğurgandır. Bu özelliği onun akıl melekelerinin de gelişmesine neden olmuştur.
Yapıcıdır, estetik duyguları gelişmiştir. En güç problemleri bile akıl yolu ile çözebildikleri için barışçıldır, kolay kolay kaba güç kullanmaz. Zekasına olan güveni etik anlayışına da yansımıştır. Kabul edilen ahlak değerlerini kesinlikle ihlal etmez, etse bile bunu bir maharet olarak sergilemez.

Geri kalmış toplumların sosyolojik analizlerine baktığımızda tümünün erkek egemen olduklarını görürüz. Erkek egemen toplumlarda, kadının yaşam alanı erkekler tarafından sınırlanmıştır. Nasıl giyinmeleri gerektiğinden nasıl konuşmaları gerektiğine kadar her davranışları erkekler tarafından kurallara bağlanmıştır. “Namus” adı verilen toplumsal değer yargısı bile kadının cinsel organının kullanımı ve biyolojik yapısı üzerine şekillenmiştir.
Toplumsal yaşamdaki etkinlikleri ve özgürlükleri son derece kısıtlanmıştır.

Gelişmiş sanayileşmiş modern toplumlarda ise kadın yaşamın her alanında ön planda yer almaktadır. Kadının önder olduğu alanlardaki başarı ve kalite yüksekliği ölçülebilen bir değerdir ve bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Hayatın sürekliliği için birliktelikleri zorunlu olan bu iki cins canlının periyodik olarak aynı frekanslarda hareket etmeleri toplum yaşamının kalitesini de olumlu yönde etkilemektedir.

Yaşadığımız Dünya’da vahşetin, savaşların haksızlıkların ve her türlü çirkinliklerin olmaması için kadınların hayat içindeki işlevlerinin çoğalması gerekmektedir. Bu tartışmaya gerek olmayan bir gerçektir.
Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder M.K.Atatürk bu gerçeği gördüğü ve inandığı için devrimlerinin odağında hep kadınları ön plana almıştır. Objektif olarak bakma dürüstlüğünü gösterirsek göreceğiz.

Kendilerini “muhafazakar, dindar, mutaassıp” olarak niteleyen unsurların yaşam felsefeleri kadının toplumdan dışlaması üzerine kuruludur. Onların anlayışında kadın “eksik etektir”“saçı uzun, aklı kısa olandır”,”sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalıdır” ve dinsel söylemlerinde bile bunu yansıtırlar. “Cehennem ahalisi gösterilmiş kahir ekserisi kadınlarmış” bu ne çirkin bir anlayıştır, bu ne ilkel bir kültürün tezahürüdür.

Şair, bu trajediyi ne güzel ifade etmiş erkek egemen algımızdaki kadının yerini:

“bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız…”

Varlığımızın sebebi olan tüm kadınlarımıza şükran ve minnet duyuyorum.
Dünya kadınlar gününün ülkem ve Dünya kadınlarına mutluluk getirmesi dileği ile…

Cemil Biçer

 

Bir Cevap Yazın