Doyumsuzluk Üstüne

Bir saray merakıdır almış başını gidiyor… Ülkece ne kadar saray varsa hepsini elden geçirtip kafasına uygun değişikliklerle restorasyonunu sağlatıyor, sonrasında içine bir güzel yerleşiyorlar kendileri…

Kesin anlamışsınızdır saygıdeğer okurlar… Bizim dünya liderinden (!) söz ediyorum canım… İnsanda biraz olsun doyumsuz isteklerini frenlemek, komplekslerini törpülemek olmalı değil mi, ama ne gezer ?

Nasıl bir travmadır ki, bir türlü geçmek bilmiyor… İnsanın kendisini bu kadar dev aynasında görmesi, klinik bir olay değilse nedir ? Burada en büyük görev danışmanlara düşmekte, ancak korkudan mıdır nedir, ya da elde ettikleri yüklü maaşların elden gideceği korkusundan mıdır, bir türlü kendilerine karşı yapılanın yanlışlığından söz edemiyor olması, ileride “keskin sirke küpüne zarar” örneği, bu durumun zararı kendilerine çıkacağından korkuyor insanlar…

Ülkenin ormanlarını illaki bir şekilde elden çıkarmaya karar vermişler ya, hatırlı dostlara verilen sözler yetmemiş olacak ki, şimdi de memleketin ormanları, köylünün arazilerini kendilerine tahsis edecek hamleler geliştirmekle uğraşıyorlar…

Geçmişte merhum 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından Okluk Koyunda yaptırılmış olan mütevazi 230 metrekarelik yazlık ev kendilerine küçük gelmiş olacak ki, yıktırılmış, yerine 300 odalı devasa bir yazlık saray yaptırıyorlar…

O kadar işleri kendilerine bağlamışlar ki, çalışmaktan yorgun düşmeleri de kaçınılmaz oluyor elbette…

Elbette bu yorgunluğun giderilmesi de ancak yapılacak böylesi devasa saraylarda giderilmeli değil mi ?.. Aşağısı kesmiyor olmalı bizim dünya liderini (!) demek…

Bu saray inşaatıyla ilgili konuşan Şehir Planlamacıları Odası ise “çok daha büyük alanlar yapılaşmaya açılacak” diyerek, olayın vahametini dile getirmekteler…

Sarayın yapılmakta olduğu 20 hektarlık alan yetmemiş, -beğenilmemiş- 65 hektara çıkarmak için imar değişikliğine gidilmiş, böylece saray ve çevresindeki yapıların yayılacağı alan 45 hektar daha artırılmış oluyor…

Bunların bu beton aşkını anlamakta güçlük çekiyorum, saygıdeğer okuyucular… Aylardır gece gündüz beton taşındığını söyleyen merhum Turgut Özal’ın başdanışmanı Can Pulak, yapılanların bir faciayı andırdığını, Okluk Koyuna taşınan o betonlar ile koca bir kasaba kurulabileceğini, koca bir barajın yapılabileceğinden söz ederek, yapılan işin devasa boyutunu gözler önüne sermeye çalışmaktadır…

Cumhurbaşkanlığı’nın tapulu arazisi kendilerine yetmemiş, köylünün çevredeki arazilerini de istimlak etmişler, orman arazilerine girerek, binlerce ağacı kesmişler, yerlerdeki asırlık çam ağaçlarını gördükçe ağlamamak için kendisini zor tuttuğunu söylemekte Can Pulak…

Yapılan kıyım o kadarla kalsa iyi, ormanı ortadan bölüp, saraya doğru gedecek şekilde yapılan 3 şeritli

ekspires yola ne gerek var diye düşünenler, hiç de az değil… Hiç gerek yokken ormanı ortadan kesip, direk yol yapma fikri kimden çıktıysa, insanlara karşı sorumluluk gereği açıklık getirmesi istenmekte kendilerinden…

Elbette devlet başkanının bir yazlık konutu olmalı, orada dinlenmeli, misafirlerini ağırlamalı ama bu kadar devasa ve gösterişli boyutta ve bu kadar masraflısına ne gerek var diye düşünmeden edemiyor insanlar…

SÖZÜN ÖZÜ

Yaş kesen baş keser diyen atalar,
Bunu görse ne derdiler söyleyin.
Cennetten bir köşe varken bu kadar,
Kendileri ne verdiler söyleyin.

Cevap Yaz

Bir Yorum Yapın

X