Diplomasi

kose_cemil_bicerSözlüklerde;uluslar arası ilişkilerin ve sorunların barışçıl ,müzakerelerle çözülme işi. olarak tanımlanır.

Uluslararası ilişkilerde ekonomik, kültürel, konumunuz, tarihsel geçmişiniz ve Küresel olaylardaki duruşunuzla insanlara verdiğiniz güven önemlidir.

Ekonomik olarak zengin olmanız diplomaside etkili olacağınız anlamına gelmez, petro-dolar trilyoneri körfez şeyhliklerinin uluslararası ilişkilerde esamesinin okunmadığı bunun en somut örneğidir.

Tarihsel geçmişinizde insanlığa katkınız, küresel felaketlerdeki yapıcı yaklaşımlarınız, komşu ülkelerle olan insani ilişkileriniz diplomasideki etkinizi ve gücünüzü belirler.

Gündeme bomba gibi düşen PUTİN’in “Hoppp dedik” çıkışı kendini orta doğunun sultanı ve sünni alemin “halife-i şahanesi” olarak hayal kuran kifayetsiz muhterisin karabasanı oldu.

İmam-hatip tedrisatından devlet adamı bu kadar ve buraya kadar oluyor,hadi şimdi Myanmar-Endonezya-Suudi şeyhliklerini turla da karnının şişi insin.

Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’nin kuruluş manifestosunu hazırlarken diplomatik tavrını YURTTA BARIŞ,DÜNYADA BARIŞ misyonu ile anıtlaştırmıştır. zira bu coğrafyada huzur içinde yaşayabilmenin olmazsa olmazıdır bu anlayış.

Türkiye kuruluş manifestosunu terk edip, KEMALİZM ile sorunu olan mütegallibe dinci bezirganlar ca yönetilmektedir,şimdi tüm komşu ülkelerle kalıcı ve nesillere intikal edici sorunlar yaşıyoruz bu sorunlardan çoğu kronikleşti ve enfekte oldu,Güneydoğuda adı konulmamış bir savaş hali yaşanıyor.

ATATÜRK’ÜN “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” özdeyişi ile sembolleştirdiği “ulus” olma söylemi, Küresel emperyal oligarklar tarafından sömürü çarkının dönüşünü engelleyen bir tehlike olarak algılanmış ve ulusal mücadele veren ülkelerdeki etnik unsurları ajite eden politikalar geliştirmişlerdir.

Küresel emperyal oligarklarının, “KEMALİZM ” ulusal bağımsızlık savaşı veren ülkelere örnek olur” korkusu gerçekten doğru bir tespit idi.

Bu gün geldiğimiz noktada “ARAP BAHARI” diyerek kuzey Afrika’dan estirmeye başladıkları kan-şiddet ve gözyaşı rüzgarları Libya,Mısır ve Suriye’yi kana bulayan fırtınalar Türkiye ve İran üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır, güneydoğumuzda biriken kan ve barut kokan kara bulutlar gelecek fırtınanın ön habercisidir.

Bütün bu coğrafyayı harabeye çeviren fırtınanın dinamikleri ETNİK ayrımcılık, MEZHEP farklılıklarıdır. ölen de öldüren de aynı topraklarda bin yıllarca yan yana yaşamış kardeş halklardır, bir tane bile emperyal oligarşinin askeri yok ölenler arasında.
Ölende biziz,öldüren de.

Sondan bir önceki durakta olduğumuzu unutmamalıyız.

Bir cevap yazın