Bir Kadın Olarak Anlamaya Çalışıyorum ama Olmuyor

Zamanlaması manidar bir oldubitti ile yaşam tarzlarımıza müdahale ve dayatmalar yapan, dinci ideolojiyi hâkim kılmak adına bir kanun değişiklik tasarısı meclise geldi, yine bir sürü karşı duruşa rağmen ”isteseniz de istemeseniz de meclisten geçecek” diyenler tarafından meclisten geçirildi.

Bu Kanun tasarısı içinde; şimdiden sonuçlarını öngöremediğimiz ve ileride uygulamaları ile nedenini anlayabileceğimizi tahmin ettiğim pek çok değişiklikler yatıyor.

Ancak sebep ve sonuçları çok açık anlaşılır olan bir değişiklikle 5940 sayılı Nüfus Hizmetleri kanununun 22.maddesine ek yapılarak evlendirme memurları arasına il ve ilçe müftülükleri de ekleniyor. Tüm tartışmada şimdilik bu madde etrafında yoğunlaşıyor.

Tartışma derken tek taraflı bir itirazdan bahsetmek daha mümkün bence. Çünkü tartışma, konuşma, birbirini anlama çabasında olan taraflar arasında olur. Toplumun söylediklerine kulak tıkayan, her şekilde siz ve biz şeklinde toplumu ayrıştıran, ben yaptım oldu mantığı ile hareket edenlerden demokratik bir tartışma ortamı yaratmasını beklemek bu noktada açıkçası saflık olur.

Diyanet İşleri ve başkanı yıllardır, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunda belirtilen ‘’din hizmetlerini, din müesseselerini yönetir ve din görevlilerinin hizmetlerini düzenleyip denetler’’ şeklindeki görev tanımının dışına çıkarak her türlü sosyal olaya müdahil olmuş, bir nevi ulema rolüne soyunmaya başlamıştır. Feminizmden, piyango oynanmasına, nişanlıların el ele tutuşmasına kadar pek çok konuda haddini aşan fetvalar yayınlayan Diyanet İşleri Başkanlığının evlendirme işlerini sahiplenmesine bu anlamda şaşmamak gerekir.

Oysaki kutsal dinimizi hurafelerden ve köhnemiş adetlerden kurtarmak, onu en saf ve duru hali ile yaşatmak için müftülere nikâh kıyma yetkisinin verilmesinin yerine bu tür bir uygulamanın dini bir anlamı ve ilahiliğinin bulunmadığını anlatmak Diyanet İşleri Başkanlığının asli görevidir.

‘Dini nikâhın’ temel zorunluluğu olan rıza, aleniyet ve şahitlik uygulamalarının yerine getirilmesinden sonra ayrıca bir ibadet hane veya din görevlisine ihtiyaç duyulmayacağı, Diyanet İşleri Başkanlığınca anlatılabilmeli ve siyasetin kirli alanından uzak durulabilmeliydi. Ama ne yazık ki bu olmadı.

Kaldı ki ülkemizde dini hassasiyetleri olan vatandaşlarımızın medeni kanunumuza göre akdedilen resmi nikâhtan sonra ‘dini nikâh’ olarak adlandırılan merasimi yapmalarının önünde hiçbir engel yoktur. Vatandaşların ruhani ve vicdanı tercihi olan bu uygulama yıllardır devam etmekte ve asla itiraz edilmemektedir.

Ancak hatırlanacağı gibi 2015 yılında resmi nikâh kıyılmadan imam nikâhı kıyılmasına yönelik ceza verilme uygulaması da Anayasa mahkemesince iptal edilmişti. Şimdi bu durumda müftüler nikâh kıyabildiğine göre siyasi irade samimiyet sınavı vermeli ve bu cezayı tekrar geri getirmelidir.

Tabiki burada asıl yapılmak istenen; Laik devlet yapısını değiştirmek ve ılımlı İslam makyajlı, bir Ortadoğu devletine dönüştürülmektir. Din konusunda devletin tarafsız pozisyonu olan laiklik yerine, dinin  ve din kurumlarının toplum hayatının çeşitli kesimlerindeki yerini güçlendirerek, laik Cumhuriyetin yapısını sarsmaktır.

Niyet bu kadar açık iken insan şunu kendine sormadan edemiyor. Peki, ama neden şimdi?

İlk akla gelen, en basit ve sığ yaklaşımla; On beş yıldır uygulanan yanlış ve hatalı politikaların faturasını ödemekten kaçınanlar, hiçbir ihtiyaçtan kaynaklanmayan bu yasa tasarısını gündeme getirerek, yurttaşları cambaza bakmak durumunda bırakıyor, parti içi tasfiyelere yönelik dikkatleri dağıtıyor gibi birçok neden olabilir.

Ama bu yaklaşım, güneş kadar açık ve yakıcı somut gerçeği görmemizi engelleyen yanıltmacalar ve hedef şaşırtmasından başka bir şey değildir. Gerçek neden tüm açıklığı ile karşımızda duruyor. Puslu havadan faydalanarak Laik Cumhuriyet surlarında bu önemsiz gibi görülen vuruşlarla gedikler açılıyor, temelleri sarsılıyor.

Bu tasarıyla Türkiye’nin Laik Cumhuriyet yapısı ve hukuk devleti özelliği sarsılıyor, darbeleniyor. Bu düzenleme yeni müfredatla din derslerine sokulan talak ve nikâh gibi konular ile de destekleniyor ve gelecek için altyapısı güçlendiriliyor.

On beş senedir nasıl oturup, yürüyeceğimize, güleceğimize, giyineceğimize, doğuracağımıza dair bir dil geliştirenler;  müftü nikâhı ile evlilik kurumunu, İnsanların bağ kurma ihtiyacını karşılayan, toplumdan hem yasal hem de sosyal olarak onay almış dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu olma durumundan çıkartıyor. Yerine sözde ‘’İmanlı’’ bir neslin yetiştirilmesi ve ümmetin çoğalmasını sağlayan mekanik bir organizasyon haline çevirmeye çabalıyor.

Türk Hukuk Sistemi içerisinde Aile Hukuku Kapsamında Değerlendirilen ‘’Evlilik’’ hukuki olarak tanımlanmıştır. Buna göre evlilik; “aynı cinsiyette bulunmayan iki kişinin hukuk düzeninin öngördüğü şekilde süreklilik hedefiyle kurdukları hayat ortaklığıdır. ”

Hukuki bir kurum olan ve kanunlarla korunmuş ve işleyişi belirlenmiş evlilik bağını, dünyayı dini esaslara göre tanımlayan din görevlilerin kıyması tam bir kan uyuşmazlığıdır. Burada vurgulamak isterim ki din görevlisinin imam, müftü, papaz, haham, dede, rahip vb. olmasının laik devlet anlayışı içinde hiçbir anlamı ve farklılığı yoktur, olamaz.

Osmanlı ulemasınca “Kızılbaşların nikâhları batıldır” şeklindeki fetvalarının doğrultusunda; Diyanetin “Alevilerle evlilik caiz mi” sorusuna verdiği “Müslüman olanla evlenilir, Müslüman olmayanla evlenilmez” yanıtını hatırlatarak, müftülük kapılarını çalan farklı mezhepteki yurttaşların nikâh akitleri nasıl yapılacaktır?

“‘Herhangi bir kadın, geçerli bir sebebi olmaksızın kocasından boşanma talep ederse, cennetin kokusu ona haram olur’’ diye hutbe veren diyanetin müftüsü, aile reisinin kim olduğuna dair açıklamayı medeni kanuna göre mi, kutsal kitaba göre mi yapacaktır?

Evlilik aşamasındaki çiftlere erkeğin cinsel isteklerinin yerine getirilmesi hususunda vereceği öğüt şer’i mi olacak, yoksa mevcut kanunlara göre mi olacaktır? Hangi kaynağa dayanarak cevaplayacaktır?

Dini esaslara göre uygun olan vekâleten(temsilen) evlenme taleplerine nasıl bir cevap verilecektir?

Dini bir yönü olan İcap ve kabul esasları aranacak mıdır? Aranacaksa hangi mezhep esaslarına göre hareket edilecektir?

T.C ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan ama farklı bir din tercihi olan yurttaşlarımızın veya kadınlarımızın erkeklerle eşit nikâh şahitliği kabul edilecek midir?

Bu düzenlemeyi savunanlar bunun bir din ve vicdan özgürlüğü konusu olduğunu söylerken ikiyüzlülük yapmaktadırlar. Bu yasa din ve vicdan özgürlüğüne vurulan en ölümcül darbe olacaktır.

Bu yasa ile çevre baskısı hisseden her yurttaş ailesi, patronu, müdürü, ihale alacağı devlet kurumunu düşünerek, en azından fişlenmemek, kınanmamak, işsiz kalmamak, dışlanmamak için müftü nikâhı kıydırmak zorunda kalacaktır. Bu yasa tasarısı bu hali ile din ve vicdan özgürlüğünü sağlamayacağı gibi açık bir şekilde laik hukuk düzenine darbe vuracaktır.

Boşanma, nafaka, çocuklar ve haklara girersek yazacaklarım çok uzayacak…

Unutulmamalıdır ki; İçinde bulunduğumuz bu ayrışmanın ve cepheleşmenin çözümü, yönetenlerin elini ve dilini kutsal dinimizden çekmesi ve siyasete alet etmemesi ile mümkündür. Bunu sağlayacak yegâne güç ise Halkın demokratik iradesi ile laik bir hukuk devleti taleplerinden geçmektedir.

 

Cevap Yaz

Bir Yorum Yapın

X