Bir Gün Değil, Her Gün

Bu gün 364 günden sadece biri.

Aynen 7 Mart ve öncesindeki gibi sıradan bir gün.

8 Mart öyle miydi?

Elbette değildi. Çok önemli bir gün!

Ağalar, beyler  “Lütufta bulunmuşlar” kadınlara  bir  gün, özel bir gün  bahşetmişler!

Onun için eline mikrofon alan herkes olabildiğince atıp tuttu.

Kadınların önemini anlattı.

Kadınların korunması gerektiği,

Kadınsız bir dünya düşünülemeyeceğini,

Kadınların baş tacı edilmesi gerektiği,

Kadınların özelliklerini, güzelliklerini anlattılar.

Öve öve de bitiremediler!

Ama daha bir ya da birkaç gün önce,

Yarın veya  birkaç gün sonra  yaşayarak göreceğiz ki ;

“Aynı tas, aynı hamam”

Değişen bir şey olmamış!

Değişmez!

Hiç bir dava  “KADIN ELİ DEĞMEDEN”  düzelmez.

Hiçbir başarı “kadın desteği almadan, kadına rağmen” gerçekleşmiş değildir.

Değişim kadınla başlar.

Onun için kadınlarımız çok sabırlıdır.

Sadece senede bir gün ile yetinip, yılın geri kalan günlerin geçmesini bekler.

Çok tutumludur.

Sadece  “bir günün hazzı” ile bir yıl yetinir.

Ailesinin yıllarca yaptığı telkinlerle “ çocuk ve koca bakıcısı”  olarak yetişir.

Yapılan yönlendirilmelerin etkileri ile evlendiğinde bunları uygulamaya başlar.

Anadır.

Çocuğu bakacak,

Kocasını bakacak,

Evini çekip çevirecek,

Bunun yanında da işe gidip çalışacak.

Günümüz koşullarında her ne kadar” kadının yeri evidir “ denilse de,

Kadın yaşamın her alanında yerini almaktadır.

Bazen cinsel taciz edilir.

Bazen düşük ücrete mahkum edilir.

Bazen işinde, yolda, evinde şiddete maruz kalır!

Bütün engellemelere karşın kadın,

Çalışma yaşamındaki bütün zorlukları aşabilmek için didinip durur.

Maruz kaldığı türlü engellere de olabildiğince başarılı bir şekilde karşı koyar.

Hiçbir gücün ona, istemediği bir şeyi kabul ettiremeyeceği gibi,

El attığı işi başarıya ulaştırmak için bütün kaynaklarını sonuna kadar kullanır.

Her alanda başarılarına başarılar katmasına karşın,

Direnci, uysallığı, sabrı bir türlü bitmez.

Hakları engellenir susar,

Hakkında kararlar alınırken ona sorulmaz, susar.

Konuşturulmaz, susar.

Yemesine, giyinmesine, yürümesine, gülmesine karışılır. Susar.

 “ağlamasının sınırsız özgürlüğünü “ ona yaşatanlara hesap sorması için tek başınadır. Yalnızdır.

Hemcinsleri bile çoğu zaman yanında değildir

“Senede bir gün”  el üstünde tutulur, övülür.

Yılın diğer günlerinde…

Onu hepimiz biliyoruz!

 

Yurdumun bütün kadınları,

Dünyada  “medeni” denilen ülkelerden önce Atatürk’ün  “Türk Kadınına “  verdiği haklarına sahip çıkmalı. Kendisini köleleştirmek isteyenlere de olanca gücüyle karşı koymalıdır.

Bedenini korumalı,

sağlığını korumalı,

haklarını korumalı.

Bir gün değil, her gün onların olmalı. Bu tiyatro, bu oyun bitmeli.

Atatürk’ün işaret ettiği

”Yerlerde sürünmeye değil, omuzlar  üzerinde”

yerini  almak için  Kadın, kendi haklarına sahip çıkmalı.

Cevap Yaz

Bir Yorum Yapın

X