İlknur Ünsal: Bir Darbezede Anatomisi

– İlknur Hanım, 28 Şubat mağduru olduğunuzu söylüyorsunuz ama şu anda o dönem karşınızda olan Tansel Çölaşan’ın genel başkanı olduğu ADD üyesisiniz. Bize bu durumu açıklar mısınız?

Önce Tayyip’in, göz yaşları üzerine saltanatını kurduğu bu mağdur kadınlara nasıl alçaltıcı muamele yaptığını araştırmış olsaydınız bana bu soruyu sorma gereği duymazdınız.

Mesela 28 Şubat Darbesinde görevine son verilen kadınlara hakları Gezi eylemine katılma risklerinden ötürü iade etmiştir, onca zaman hakları görmezden gelinip kendileri küçümsenmiştir. Yetmezmiş gibi o dönem davayı satan FETO ekibi inanılmaz ayrıcalıklarla devletin her kademesine yerleştirilmiş öyle ki en nihayetinde kendisine darbe yapacak güce erişmişlerdir. Tayyip’in ‘8 Şubat mağduru halk çocuklarına muamelesi spastik özürlü çocuğuna tecavüz etmeyi kardan sayan baba misalidir. Her bir seçim geçmiş acıları dramatize edip, vaatlerde bulunup sonra akıllarıyla dalga geçmiştir. Şu haber sadece onlardan bir tanesi.

Ayrıca ben Samsun Şube başkanı Işık Hanım’ı gözlemleyerek ve gelişen dostluğumuz üzerine bu derneğe üye oldum ve ADD Samsun şube platformunda yeri geldiğinde genel başkanı da bu konularda çekinmeden eleştirmişimdir ve çoğu zamanda eleştirilerim haklı bulunmuştur.

Diğer taraftan Tansel Hanım’ı kendi dar çevresinin dışında çok etkin de bulmuyorum. Derneğin Türkiye genelinde en etkin şubesi Samsundur. Bu da Işık Hanımın ve kendi kadrosunun başarısıdır. Tansel Hanım bu ekibin yarattığı sinerji sayesinde halkın karşısına çıkıp 19 Mayıslarda iki kelam edebilmektedir. O iki kelam da ADD’ye bir şey katmaktan çok uzaktır zaten. Hala aynı tas aynı hamam ve ADD’yi hatalarını aklamak için sığınak evi kullanmaktır yaptığı. Daha yeni 27 Mayıs’a ve askeri müdahaleye yaptığı övgülerle bir skandala daha imza atmış durumdadır.

İlknur Ünsal
Lise yıllarında İlknur Ünsal (Soldaki)

– Ama çok sert değil mi bu eleştiriniz İlknur Hanım üyesi olduğunuz bir dernek başkanı için?

Hayır, değil. Sizin asıl odaklanmanız gereken şey aslında ona rağmen benim ADD üyeliğini hazmedişim olmalı fakat siz bana sanki Tansel’in merasına izinsiz adım atmış bir günahkâr gibi muamele ediyorsunuz.

Ben Atatürk’ü, bu ülke insanı yaşadığı çağın algılarına ulaşarak hayat mücadelesinde yerini alsın diye kendisini parçalamış bir lider olarak gördüğüm için buradayım. Şayet geçmiş çağın algılarında devam edecek olsaydık kendi döneminde dünyaya başarısını kabul ettirmiş Osmanlı’yı bile rezil edecek iptidailikte düşmanlarının oyuncağı olacağımızı bildiği için imkansıza zorlamış bir devrimcidir benim için Atatürk. Evet, onun yaptığı da tepeden inme bir değişimdi ancak onun koşulları ile sonrasının koşullarını asla bir tutamayız.

Siz benden yıllarıma mal olan şu mantığa saygı duymamı istiyorsunuz? Sosyoloji, hukuk, siyaset gibi toplum bilimi alanlarında okumuş, okumakla kalmamış profesörü olmuş, yani kadınların ataerkil algılarca nasıl kuşatılmış olduğunun tarihini pekala iyi bilen bu kadın bilimci müsveddeleri, müfredatını kendilerinin belirlediği okullardan oralara şaş kaza ataerkil tahakkümlerden sıyrılarak varabilmiş kadın öğrencileri aydınlanma mücadelesi adına kapıya koyabilmiştir, kimse kusura bakmasın ben bu akla saygı filan duyamam.

Düşman olarak bile saygı duyulabilecek bir mantıksal tutarlılığa sahip değil, ürkütücü derece de kaba bir cahilliktir bu ve bu kıt akıllarıyla ABD’nin Erdoğan’ı yaratma projesinin piyonu oluvermişlerdir maalesef.

– Peki, Recep Tayyip Erdoğan’ı dindar buluyor musunuz?

Kesinlikle bulmuyorum ve hatta bir ateistin asla yeltenemeyeceği arsızlıkta dini mahvettiğini düşünüyorum. Ayrıca bu mahvediş sadece İslam’ı değil topyekûn insanlık ahlakını çökerten bir mahvediştir. Düşünebiliyor musunuz milletin ekmeğini emanet ettiği, yaşını başını almış, kelli felli bir bakan, yaptığı hırsızlıkla ilgili kamuoyu karşısında “Günah işleme özgürlüğüm” şeklinde bir savunu yapabilmiştir. Artık tanrısını saymadan günah işleme cesareti kazandırdığınız insanlara hukukun üstünlüğüne ehemmiyet vermesini nasıl öğreteceksiniz?

Ya “Bu milletin a.. koyacağız” diyen bir iş adamının tekrar itibar kazanması için adının ilahiyat fakültesine verilmesi? Realiteden bağımsız algı operasyonuna bu kadar tapınmak ancak kara bir cehaletle mümkündür. Farkına varamadıkları bir şey var; insanlık dinleri ve tanrıyı adalet arayışı ile inşa etmiştir. Allah’ı ve dinleri bu tarihsel olgusu dışına taşıyarak pisliklerinize perde yapmaya çalıştığınızda ister istemez vicdanlarda sorgulama başlayacaktır. Ama sanıyorum bunların güvendiği yer halkın aklını haddinden fazla küçük görmeleridir. Belki de haklıdırlar bilemiyorum Kabe’de sırf erkeklerin kaldığı bir otelde viagradan ölen adam devlet erkanı töreni ve cumhurbaşkanı omuzlarında şehit mezarlığına gömüldü bu ülkede.

Ancak ben yine de günün birinde bunların bir hesabı sorulacağı inancındayım. Toplumsal reaksiyonlarda belli bir dolum süreci yaşanır belki bizim ülkede bu sıkala biraz fazla yüksek hepsi bu.

İlknur Ünsal
İlknur Ünsal’ın anne ve babası

– Sanırım dinden çıkmanızda ve taraf değiştirmenizde bu manzaralar çok etkili oldu?

Ben ne dinden çıktığıma ne de taraf değiştirdiğime inanıyorum aksine dinden çıkan ve mazlumla dalga geçen onlardır. Ben hala hak hukuk diyorum.

Tanrının adaleti temsil eden tarihsel olgusuna saygılıyım bunu insanlığın ortaya koyduğu en büyük erdem olarak görürüm. İnsanlık tarihinde evrensel hukuk anlayışına ilk geçiş evresi diyebilir buna. Düşünsenize sizin kavminizden olmayan birisini artık yabancı olarak görmüyor tanrının yarattığı ve yaşadıkları sıkıntılardan sizin de sorumlu tutulacağınız bir eşdeğeriniz olarak algılıyorsunuz.

Ayrıca bana göre doğduğu kültür içinde dininin ilkelerini araştırarak kendini ona göre terbiye etmeye çalışan insanlar bugün hiçbir şeyi kendilerine ölçü edinmeyen ama ismi modernist olan güruhtan insanlık erdemi açısından çok çok daha saygın bir yerdedirler, dinlerinin içeriğinin zamana uyumsuz olması ve bundan onların haberinin olmaması o gariban insanların suçu değildir ve benim savunduğum bir şey daha vardır.

Dinlerden günah işleme özgürlüğü için çıkılamaz bu insanlığın hukuk tarihinin evrilme diyalektiğine aykırıdır. Dinlerden, metinlerinde yapılan hak hukuk tanımlamalarında sizi rencide eden, kendinize saygı duymanızı güçleştiren, duygu bütünlüğünüzü korumada sizi sıkıntıya düşüren bir durum olduğunda ancak ve yeni bir hukuk arayışı şartıyla çıkabilirsiniz. Aksi takdirde siz hukuka saygısız dolayısı ile insanlığa saygısız bir kişi olursunuz. Hayvanlar gibi özgür olmayı savunanlar da var elbette ama bana göre bunlar aklen bulundukları konuma göre çap sahibi olamamakla açıklanabilir.

– Dini metinlerde en çok rahatsızlık duyduğunuz şeyler nelerdi İlknur Hanım?

Erken yaştaki(3-5) çocuklara nikah kıyma ruhsatı, erkeğe verilen çok eşlilik ruhsatı, kadını dövme ruhsatı, cinsiyete göre mirastaki oransal fark, cennet ikramı olarak yapılan kadın tasvirleri, kadına bekarete göre değer biçilmesi. Yahudilerin lanetlenmiş ırk olması vs vs. Ben bunları, sahip olduğum tanrı sevgi ve saygısı nedeniyle bir tanrının söyleyebileceğine inanamadım. Olsa olsa kendi döneminin algıları içinde-ki o dönemde dünyanın her tarafında kadın, erkek için elma, armut değerinde bir anlam ifade ediyordu- en iyi adalet arayışı bu kadar olabilen insan sözleri olarak gördüm nihayetinde. Çünkü ortada doğar doğmaz gömülen kız çocuklarının olduğu bir kültür vardı. İnsanlar asla içinde bulundukları hukuki algıda kendilerini daha güvenli ve değerli hissederken canları pahasına iktidara karşı isyana geçmez. Bu da hukuksal evrim diyalektiğine aykırıdır.

İlknur Ünsal
İlknur Ünsal

– 28 Şubatta okulu bırakırken Kuran’daki bu ayetlerden habersiz miydiniz?

Evet, habersizdim. Hatta dinin bir ideoloji olabileceğinden dahi habersizdim. Tam anlamıyla manevi hayatın dizayn edicisiydi benim için din. Adaletinin kusursuz olduğunu düşündüğüm tanrı ile vicdanlarımızın irtibatını sağlam tutmayı, insanlığın en büyük güvencesi görüyordum.

O dönem darbe yapanlar esasında kendi gençliklerini doğradılar. Benim babaannem ömrü billah kadına haklar tanıdığına inandığı Atatürk’ün partisi CHP’ye oy vermiştir. Her kız çocuğu doğduğunda gidip bankada adına hesap aştırmıştır( 6 halam var :). Kendi kızlarının ve torunlarının okuması için elinden geleni yapmış Kuranını da okuyan emektar bir kadındı. Babam desen Atatürkçü bir öğretmendi başka zamanlar çok önemsemese de ramazanda namazına vs. dikkat ederdi. Lise yıllarımda sporcu bir çocuktum lise sonrasında babamın tuhaf bulmasına rağmen ben de başörtüsü takmaya başladım. Babam bize karışmazdı, ondan öğrendiğim en büyük değer çocukluğumuzdan itibaren bize birey saygısı ile yaklaşmış olmasıdır bir şeyleri anlamamızı genellikle zamana bırakırdı. Ben örtüyü ne erkeklerden sakınmak ne de ideolojik bir duruş sergilemek için takmıştım tek nedenim tanrı sevgisiydi başkalarının zorlamasıyla onu çıkartmayı da sevgiliye ihanet gibi algıladım taa ki ayetlerdeki kadın algısıyla yüzleştiğim 2006 yılına kadar.

Toparlarsak sözün kısası darbe, yurdum insanı halkı mahvetmiştir. Ecevit bile halka dayatılan bu zulme taraf olmuşken örgütlü bir dini yapı olan FETÖ okullarını ziyaret edip onlara şükranlarını sunuyordu. Benim bu saçmalıkları anlayabilmem imkânsız.” Nerden baksan tutarsız nerden baksan ahmakça” 😊

– Ama şimdi bu iktidar döneminde 2013’te yaşadığınız mahkemelere taşan başka bir siyasi mağduriyet sıkıntınız daha olduğunu duyuyoruz. Bunu bize açabilir misiniz?

Elbette. Afla filan değil, 2006 yılında tekrar girdiğim sınavla kazandığım Ankara, Gazi Üni. Tarih Eğitimi bölümünü bitirdikten sonra yine aynı bölümde 2011 yılında 75 ALES, 70 DİL, 4 üzerinden 3.30 ORTALAMA ve 90 MÜLAKAT puanıyla Yüksek Lisans yapmaya başladım. Farklı fikirleri olan bir öğrenci olmama rağmen alan hocalarımla son derece iyi diyaloğum vardı. Sıkıntıyı kendi bölümüm dışı bir hoca ile yaşadım. Hukuken devam zorunluluğum olmadığı halde bu hakkımı kullanmamı engellemek istedi. Enstitüden çeşitli belgeler alarak bu konuda beni sıkıştırmasını engellediğimde bu sefer altından kalkmamın imkânsız olacağı ödevle beni ezmek istedi. Ancak bir matematik doktora öğrencisinin hazırlayabileceği bir makaleyi benden iki hafta içinde hazırlayıp bir de sınıfta sunmamı istedi. Bunu tam idrak etmem kütüphaneleri dolaşıp konunun spesifikliğini fark etmem ve akşam TÜBİTAK’ta çalışan doktoralı mühendis kuzenimin yanına varıp ona konuyu söylediğimde verdiği tepki ile anladım.

O kızgınlıkla kendisine bir e-mail çektim. Daha sonra bu e-mail nedeniyle beni disipline verdi. Konusu en fazla hakaret olabilecek bu davada siyasi suçlu kategorisine konularak cezalandırıldım. Davayı yüksek idari mahkemesine taşıdım ve kazandım. Dava hakaret davasına dönüştürülerek 1 aylık uzaklaştırma cezası aldım. Ancak psikolojikmen aşırı yıpranmamdan ötürü çalışmalarıma ara verdim.

İlknur Ünsal
İlknur Ünsal’ın katıldığı bir şiir dinletisi

– Tez konunuz neydi İlknur Hanım?

Tarihsel süreçte toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve eğitime yansımaları.

– Tez konusu gereği dinle ilgili eleştirileriniz var mıydı tezde?

Ben dine tarihsellik açısından yaklaşırım. Dinleri kendi dönemlerinin hukuk reformları olarak görürüm. Ancak bu dönemin algıları içerisinde aynı işlevi göremedikleri bazen de negatif işlev gördüklerini ifade ederim, akademik yaklaşımım budur. Benim için sorun oluşturacak bir durum yoksa da bireylerle birebir din tartışması yapmaktan hoşlanmam tabi kendilerinin bir talebi yoksa. Çünkü din diğer ideolojiler gibi sadece teorik bir siyasi veya hukuki sistem değil arkasında duygusal iletişimde bulunduğunuz bir tanrı var. Yani, tamam bu sistem şöyle çarpıkmış, böyle aksakmış deyip işin içinden çıkamıyorsunuz, çok güçlü duygularla bağlanmış olduğunuz birine güven sarsılması yaşıyorsunuz ve ardından çok ciddi travmalar geliyor. Açıkçası bi insanın bunları yaşamasını salık vermeyi vicdanım kaldırmıyor.

Kendi arayışı, kendi cesaretiyle yapsın ne yapacaksa kitaplar, dokümanlar ortada. Dolayısı ile çocuklukta bazı şeylerin sağlıklı yerleşmesi gerektiğini düşünüyorum, insanlar sonradan bu buhranları yaşamaması için.

– Yine de tam da bu bakış açınız dini hedef almış olmuyor mu?

Tanrı olgusu insanlık tarihi serüveni içinde saygınlığını öncelikle azapkârlıkla kazanmamıştır öncelikle adalet duygusunu tatmin etmekle kazanmıştır. Bunu ister teolojik açıdan ister sosyolojik açıdan inceleyin aynı neticeye varırsınız. Farz edin ki tanrı bir insan hayali ürünüdür; insan kendisi için kendisini aşağılayan kendisine zulüm vaadinde bulunan bir tanrı imgesini neden yaratsın ki?

Ya da açın bakın dini metinleri hiçbir yerinde adalete atıf yapmadan onun güvenliği tehlikede gösterilmeden cehennem tehdidi ortaya konulmaz. Dolayısı ile bana göre zamanın göstergelerine bağımlı ve zorunlu yenilenen vicdani kanaatlerimizi rahatlatmayan hiçbir uygulama dini bir uygulama da kabul edilemez. Somut bir örnekle anlatmak istiyorum: Misal “Bizim dinimizde öyle bir şey olamaz başka bişey anlatıyordur o” diyerek ne tanrısını ne de kendi vicdanını karalamaya yanaşmayan yurdum insanı “Kuranda 3 yaşındaki çocuğa nikah kıyma ruhsatı var”diyebilen bir profesörden çok çok daha dindardır ve adalet duygusu çok çok daha güvenilirdir. Hatta insanlık tarihinin iyiye evrilmesinin en güvenilir lokomotifi de onlardır.

Dolayısı ile gençlerimizin bilincinin şekillenmesinde zamanımızın insan hakları kriterleri açısından vicdanı rahatsız edecek problemler karşısında medeni bir refleks vermesini sağlayacak güçlü bir demokrasi kültürü bulunması gerektiğini düşünüyorum. Bu da bi nebze dini tarihsellik perspektifi ile okullarda vermeyi gerektirdiğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra yetişkinlerimiz açısından veya çok muhafazakâr çevrelerde tarikatlara kapılabilecek durumdaki gençlerimiz açısından Yaşar Nuri, İhsan Eliaçık gibi hocaların dinsel öğretileri zamanın hukuk kriterlerine yaklaştıran reformist çabalarının tüm toplumu demokrasi bilincinde ortaklaştırmada ciddi hizmet verdiklerini düşünüyorum.

İlknur Ünsal
İlknur Ünsal sunum yaparken

– Ama biliyorsunuz ki bu hocalar aynı zamanda ateizmin önünde bir engel görülerek şiddetle eleştirilirler bu bakış açısına yaklaşımınız nedir?

Arkadaşların yanıldığını düşünüyorum. Şayet Yaşar Nuriler, İhsan Eliaçıklar hiç olmasaydı o insanlar yine ateist olmayacaktı hatta belki de 3 yaşındaki çocuğa nikahı savunan vicdansız yobazlar olarak hayatta var olacaklardı.
Bütün kapitalistler de ateisttir dolayısı ile ateizm başlı başına dünyayı kurtaracak bir çözüm de değildir. Ama sömürü ile mücadelede insanları daha hedefli olmaktan alıkoyuyor denebilir fakat bu hocaların yaklaşımları tamamen hak hukuk arayışını güçlendiren bir yaklaşımdır, tehlikeli olan dinin %90’nını “günah işleme özgürlüğü” ile ayetleri günahlarına (yolsuzluk ve soygunlarına) meşruiyet kazandırma aracı yapan zihniyettir.

– Genelde sonradan ateist olanlar dine daha saldırgan olur insanları realiteden uzaklaştırıp zamanlarını boşa harcattığı için sizi çok sakin görüyorum?

Esasında benim karakterim, hayatı sorgulayışım, önceliklerim hiç bi değişiklik yaşamadı onlara uygun olmadıklarını anladığım şeyleri çıkardım hayatımdan dolayısı ile beni hiddetlendirecek kayıplarım olmadı hayatta bu anlamda, kayıplarımın sebebi vatandaşlık haklarımın siyasi müdahalelerle engellenmesidir. Fakat evet, duygusal anlamda çok ciddi fırtınalar yaşadım. Tanrının adaletsizliğine uyanmak çok ciddi can yakıcı bir şeydi üstelik onu hiç ürkütücü bir otorite tasavvur etmezken. Bana tanrı ilk, çok büyük sevgi olarak öğretildi. Bu şoku yaşadığımda hayatın tüm renkleri griye dönüştü uzun süre. Elbette bu ilk dönemler benim de isyanlarım oldu. Tanrı adını duymaya tahammül edemiyordum, onu hatırlatacak hiçbir şeyi görmek duymak, istemiyordum. Aslında bu dönem tam ateist bir dönem değildir.

Tanrısına çok kırgın kul olma dönemi demek daha doğru bu döneme. Zamanla bu duygu durumunuz sönümlenip böyle bir tanrı olamayacağı algısı yükseliyor bilincinizde. Bu sefer çok farklı ama kocaman bir yalnızlıkla tanışıyorsunuz. Tek başına bir insan olarak kendini algılamak garip bir duygudur sanıldığı gibi özgürlük hissinin baskın olduğu bi durum değil hatta akla bile gelecek önemde değildir orada özgürlük. Daha çok tutunmak istediğin doğrular bulmak istersin. Felsefe, hukuk, siyaset teorileri ilgi alanınız oluverir.

İlknur Ünsal
“Milliyetçilik: Tarihsel ve Felsefi Temelleri” konulu konferans

– Hiç “dönek” diye suçlandınız mı?

Birebir beni tanıyanlar tarafından asla, en anlayamayanı da sadece çok üzülmüştür benim için ve tanrının bir gün mutlaka beni doğru yola yönelteceğini düşünerek avutmuştur kendini. Ancak yandaş AKP takımı tarafından evet kulağıma bir iki laf ilişmiştir arkamdan söylenmiş. Ama kaçırdıkları bir şey var, onlar rant için AKP’ye ülüşürken ben akrabamın bakanlık yaptığı bir dönemde düşünce dünyamın gerektirdiği duruşu sergiledim. Dönek, menfaati uğruna kimliğini değiştirene denir. Uğruna bedel ödediği bir dava iktidar olmuşken onu noktalamanın adı döneklik olabilecek bir şey değildir. Bizim insanımız düşünce evrimi diye bir olgu ile tanışık değildir. Bu yalnızca Sağ’a mahsus bir cehalet de değildir Sol’da da aynı cehaleti görmeniz mümkündür, hizipçilik. İşin açıkçası ben hiç düşünce evrimi yaşamamış bir insanın aklını işletme kalitesine pek güvenmem, en başarılı bulduklarım da cinsel kimlik değişimi yaşayan insanlardır açık söyleyeyim.

– Yazı dilinizde bazen çok argo bir dil kullanabiliyorsunuz bunun sebebini sorabilir miyim?

Onun sebebi hayatta yönümüzü bulmaya yardımcı olacak insanların tokatlarıyla karşılaşmak. Ben argoyu statüsü ile bizi ezenleri muhatap alarak kullanırım. Bir de bu konuda yıllar önce savunmama yazdığım şu sözü size ifade etmek istiyorum,” Beni sana küfretmek zorunda bıraktığın için bana tazminat ödemesi gereken sensin” Bu şu demek; normalde küfür etmek bir erkeğin dünyasını bile mahvederken bir kadının duygu bütünlüğünü ne hale sokabileceğini tahmin edebilirsiniz, yetmezmiş gibi bir kadın küfür kullandığında otomatikmen namusu sorgulanmaya başlanır ve daha neler neler. Tüm bunlara rağmen kendilerine bir kadın tarafından yapılan küfür, biz bu insanlara ne yapıyoruz şeklinde düşünmeye sevk edecek yerde küfür etmeyi efelik sanarak bizlere muamele etmeleri daha içler acısı bir durumdur.

İlknur Ünsal
“Tarihsel Süreçte Kadının İnşaası” konulu konferans

– Bu kış sanırım “Tarihsel Süreçte Kadınlığın İnşaası” adlı bir konferansınız oldu. Bu konularda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Tez konumla yakından alakalı olduğu için bu konuda okumalarım ve izlenimlerim çok oldu. Çok uzun bir mevzu ama özetle şunu diyebilirim ki kadının beyni kezzaplıdır cinsel kimlik konusunda. Bu ülkede kadınların cinselliği ilk algılayışı kendi organının aşağılandığı bir küfür olma ihtimali çok yüksektir. Bu ütüyü yiyen beyin evliliği bile sadece bu kötü işin kendisine yapılabilmesi için gerekli ruhsat görür. Bazı kadınlar bu kaderle barışmak için cinsel kimliğinin aşağılanmasını kanıksayıp orada başarılı olma yolunu tutar. Bilinçaltı bu realiteye teslim olduğu için her aldığı zevk sonu kendine saygısı azalır bundan sebeptir feodal algılardan tam sıyrılmamış düzende sekspalitesi yüksek kadınların karakterinin güvenilmez oluş sebebi. Modern zamanlarda da çok nadir kadın kendi dişiliğini özgün ve saygın bir mantaliteyle yaşar ve bundan daha nadir bir erkek kitlesi de bu farkı anlayabilir. Avrupa’sı Asya’sı fark etmiyor. Dolayısı ile özellikle de bizim gibi ülkelerde seksi hukukta zina olmaktan çıkarmaktan önce seks algıları üzerinde çalışılması gerekiyor. Gerçi AKP çareyi Sibel Üresinler’e “Seksten önce partnerinizden para isteyin o sizin mehrinizdir” dedirtmekte buldu. Sanırım zinayı suç olmaktan çıkarmalarıyla gariban tayfasında ciddi kadın mağduriyetleri doğdu bari karşılığında bi para ellerine geçsin düşünüldü.

– Özgürlüklere temkinli bir yaklaşım sergilediğinizi görüyorum. Pekala Kürt meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Beni o kadar yakından takip ediyorsanız bu kış Milliyetçilik üzerine de bir konferansım olduğunu fark etmişsinizdir. Bu konu öncelikle milliyetçiliğin ne olduğu tartışılarak çözülebilir. Bu alanda çarpık gelişmiş ve pek çok sıkıntı yaratan çok algı var.

Bir kere ben milliyetçiliği “16.yy’larda da vardı” diye başlatanlardan değilim o başka bir şey bugüne hükmeden milliyetçiliğin doğuş koşulları çok başka. Modern zamanı inşaa eden Fransız ihtilalindeki milliyetçilik algısının birinci şartı asiller ve sefiller ayırdına karşı çıkmaktır. Asillerin doğuştan yöneticiliğine karşı çıkmaktır. Halkın içinden halkın sorunlarıyla yoğrulmuş kişileri yönetici görmek ve onu da kamuoyu denetimiyle kontrol etmek asıl hedeflenen amaçtır. Bir kutsal ruh icat edip ona tapınmak yerine ve esasında ortak geçmişten daha çok ortak gelecek kaygısı insanları bir araya toplamakta daha etkindir. Ama ne yazık ki o dönemde de siyasi rant peşindekiler halkın zaaf ve cahilliklerini de kullanarak milliyetçiliği etnik temelli kutsiyetler bulup buluşturup onlara tapınır hale dönüştürmüşlerdir.

Esasında kamuoyunun denetimine dayalı bir yönetimi inşaa etmede tek lazım gelen şey yalnızca ortak bir dilin konuşuluyor olabilmesidir ve bu teknik bir gerekliliktir daha çok. Mesela Osmanlıdan elimizde kalan topraklarda o dönem en yaygın konuşulan dili Kürtçe olsaydı bugün anadilimiz Kürtçe olacaktı fakat bu realite es geçilerek etnik köken yarışçılığı çoktan almış başını gitmektedir. Evet entegrasyon aşamasında yaşanan ciddi sorunlar vardır ama ben görüyorum ki bunları kendi milliyetçiliğini inşaa etmek için velinimet görenler var. İmparatorluktan esasında kapalı tarım toplumu yapısından dikey ve yatay geçişliliği yüksek ticaret toplumuna geçişte her etnik dil illa bir devlet kurmak zorunda değildir en yaygın kullanılan ortak dil kişiyi daha büyük ve imkanlı bir piyasanın üyesi yapacağı için daha makbul olandır, üstelik eğitim bu hareketlilikte çok etkin bir araç olmuşken ama elbette bunlar şiddet kullanımıyla sağlanmamalıdır.

Ayrıca kendilerini dayandırdıkları Marksist felsefe duayenleri de bu konuda esasında kendilerinin aleyhine beyanları olan düşünürlerdir. Marks ve Engels ‘ın bu konudaki beyanları şöyledir: “Tarihli toplumlara «millet»; tarihsiz toplumlara «milliyet» tanımlamasını yaparlar. Ortak dil, gelenek, coğrafi ve tarihi türdeşliğin bir millet oluşturmaya yetmeyeceğini bunun için belirli bir ekonomik ve toplumsal gelişme düzeyi yakalamış olmak gerektiğini düşünürler. Dolayısı ile bu kriteri yakalamamış toplumların isyanını gerici reaksiyon olarak nitelendirmişlerdir.”

Kürtlerin ilk reaksiyonlarının dini temelli olması, onları, Marks’ın tanımladığı ikinci kategoride gösteriyor.
Lenin’nin stratejik anlamda onadığı «Ezilen halkların kendi kaderini tayin etme hakkı vardır» tespiti ise pek çok halkın iştirak ettiği daha geniş bir sosyalist örgütlenmeyi sabote edecek bir pozisyonda asla onay vereceği bir şey değildir. Hele de bu örgütlenmenin en etkin pozisyonu yani liderliği ezilenlerin elindeyse. HDP’nin pozisyonu tam bu idi ve sönümleyemediği Kürt milliyetçiliği adına yıldızı parlamaya başlayan Türkiye solunu perişan etmiş yetmezmiş gibi bir de kendisini desteklemeyenleri hırpalamaya kalkmıştır.

İlknur Ünsal
İlknur Ünsal’ın konuşmacı olduğu Tüyap Konferansı

– Son olarak bu yılki TÜYAP’ta dinleti etkinliğini yaptığınız KİMLİK adlı şiir kitabınızla ilgili sorunlar yaşadığınızı söylemiştiniz onu biraz açar mısınız?

Ben esasında bu kitabı 2008’de bastırmıştım ve her türlü telif hakkı da bana aitti. Ancak bu yılki etkinliğim sonrasında takipçilerim tarafından piyasadan kitabımın satın alındığını öğrendim. Benim elimdeki ve o kitaplardaki bandrolleri karşılaştırdığımda iznim olmaksızın kitabımı korsanca basıp satıldığını anladım. Hukuki bir süreç başlatma aşamasındayım.

– Bir şiirinizle kapatmak ister misiniz?

UMUDUN KIZI

Hiçliğe de tuz bastırdı bu acı,
“Yok sayma”nın rütbeleri sökülmüş
Adı artık çaresizlik olmuştu…
Zafer;
Kötünündü yani şimdi öyle mi…
İlk defa kalbim yeniliyordu aklıma
İlk defa… İlk defa utandı atmaya…

İnancım;
Böyle ağır kuşatılmış olsa da
Zaptı mümkün değildi emeklerimin…

Mutlakları kırıp gelen bu vefa,
Gülüşüme gömdü tüm kayıpları
Umudumu
Yeniden yükseltirken semaya
Kimi bencilsin dedi, kimi yalancı

Yutkunup,
Gülümsedim hayata…

Kemiksiz de dik durulurmuş,
Yönler bilinmeden de varılırmış adrese,
Kaptansız olsa da limanı bulurmuş gemi,
Her yer ıpıssız olduğunu bilsen de
Yine haykırmak lazımmış umudu!

1 Yorum

  • Merhabalar İlknur Hanım,
    Yazınız içeriğini ve vermek istediğiniz mesajları okurken heyecanlandım. Özellikle din ile ilgili düşüncelerinizden çok etkilendim. Bir zamanlar Bahriye Üçok ku okurken de benzer duygularla gururlanmıştım. Kadın olarak ayrımcılık yapmadan, ayrımcılığa karşı dini düşünceleri yorumlayışınıza bir katkı olsun diye önerim; Kuran ve din kuralları ile açıklamaları yaparken ayetlerin adını ve açıklamasını da yaparsanız körü körüne din kuralı sayılanların dinle ilgisinin olmadığını daha iyi anlarız. Sayenizde bizler de bu bilgiyi kaynak göstererek izninizle kullanırız. ( başınızı açma bilgisinde olduğu gibi.)
    Yazınızı ilk fırsatta yeniden okuyacağım.
    Çok teşekkürler. Görüşmek dikeğile hoşça kalın.
    Nurten Kadıoğlu
    ADD Samsun üyesi

Bir Cevap Yazın